Sewalsl

Sewalsl
@Sevalwsl
kirik kalpler mezarligi
“Kapıları açın, deli geliyor!” Brinirine girmiş parmaklıklar ve motiflerin boşluklarında, kapının hemen arkasına tüm neşesiyle beni selamlayan kötülük ve uğursuzluk lordu diye isimlendirdiğim Ateş Lordu Daren oldu. Başımı kaldırdım ve görkemli ve karanlık kaleye baktım. Büyüklüğü beni şaşırtmamıştı ama güzelliği büyülemişti. “Ne o çok mu beğendin?” “Barok,” diye kendi kendime fısıldadım. “14. yüzyıl,” dedi. “Hayır,” dedim cehaletine gülerek. “16. yüzyıl. O da ilk esintiler.” Bana kendimi kötü hissettirecek bir karga kahkahası attı. “insanlar için öyle, bu kale 10. yüzyılda yapıldı. Biliyorum, çünkü benim tarafımdan yaptırıldı. Bu binayı yaparken neyden ilham aldığımı bilmek ister misin? Barok, kelime anlamı olarak ‘düzgün olmayan, garip şekilli inci’ anlamına gelir. Su Krallığı'nı anımsatıyor.” “Her şey senin için bir oyun gibi değil mi?” “Benden bir cevap istersen su vârisi,” dedi aheste aheste. “Bana bir cevap verirsin. Kural böyle.” Durduğu yerde sallanarak omuz silkti. “Ne kuralıymış, senin kuralın mı?” Sırıtarak başını salladı. “O halde benim kuralımı dinle. Benim sessizliğime karşılık, senin sessizliğin. Daha basit anlatımını istersen benimle konuşma ki seninle konuşmak zorunda kalmayayım.” Dudağının kenarıyla güldü. “Beni incitiyorsun ama sonuçta sen ve ben birbirimize çok benziyoruz.” “Benim seninle alakam bile yok.” “Ama senden de en az benden ettikleri kadar nefret ediyorlar. Ben buraların beyaz atlı prensi değilim, sende de pek o kumaş yok. Neden birbirimize kibar davranmıyoruz?” Ona ters ters sabır dilenerek baktım. “Bizim coğrafyamızda insanlara her gördüğü yerde, deli deli diye bağırmak pek nezaketli sayılmaz.” Derin bir nefes alıp bakışlarını gökyüzüne çevirdi. “Ah, Nova...” dedi. İrkildim. Kaşlarımı çatarak yüzünü takip ettim. “Senin ne olduğuyla
Reklam
“Sigil seni tanıyor, ölmene izin vermeyecek ama işini zorlaştırıyorsun.” Güldü. Artık neden buğulu olduğunu bildiğim gülümsemesini yadırgamıyordum. “Kolaylaştırmak da senin elinde. Uçmak istediğinde diyar sana bir kanat verir.” Anlamış gibi ağır ağır başımı salladım. Anlıyordum, gerçekten anlıyordum.
“Neden bana öyle bakıyorsun?” diye sordum gülümseyerek. “Onca zaman sonra... Hava ve Su, yeniden beraberler. Bu avlar çok tehlikeli olacak, Nova. Karşına neyi çıkacağını bilemezsin.” “Bir önerin var mı?” “Sen bir vârissin, ölümsüzsün ve hayvanlar bile seni öldürmeye kalktıklarında başlarına neyin geleceğini bilirler.” “Harika! Şimdi de hayvanları merhametine kaldım.” “Sende onların sahip olmadığı bir şey var.” “Neymiş o?” “Cesaret!” “Emin değilim, belki gözü karalık.” Ani kıkırdaması başımı döndürmüştü. “Dün gece oraya geldiğinde, herkes kadar şok oldum. Ama açıkçası eğer bilseydim bunu yapmamanı söylerdim çünkü bir lord olarak ben bile o kadar cesur değilim.” “Bana kalırsa oldukça mütevazısın,” dedim. Neden böyle dediğimi bile bilmiyordum. Bu sefer sessiz ama ay gibi parlak bir gülümseme güzel yüzüne yayıldı. “Senin kadar cesur olsam Nova, gece boyunca seninle dans ederdim.”
Her şey olabilirdim ama hiç kimse benden işe yaramaz bir şekilde kenarda durmamı bekleyip, bana ne yapacağımı söyleyemezdi. Kendime böyle bir kötülük yapmayacaktım, onların çerçevesinde boş bir çizim olmayacaktım, oraya gerekirse kendi ellerimle boyayacaktım.
Bütün ailesi katledilen ve her saniyesine şahit olan sarı saçlı küçük bir oğlan gördüm ona döndüğümde. Mahzun, kırık ama güçlü. Halkına, ona güvenen insanlara her şeye rağmen sadık kalmış. “Taşı ve vârisi aldıklarında benden sahip olduğum gücün yarısı çekildi.” Bir şeyi görmeye çalışır gibi boşlukta öne doğru uzattığı ellerine baktı. “Su yenildi, ben zayıf düştüm ama Amon durmadı, Ateş'e saldırdı. Onları kendini ortak etti ve krallığı ele geçirdi. Lanetli, kirli ve kana bulanmış bir taç takıyorlar Nova.” “Ben çok üzgünüm," dedim bütün içtenliğimle. “Bana sadece ne yapabileceğimi söyle.” “Onlara yakın ol,” dedi bunu beklermiş gibi. “Başka bir planı var, ne yapmaya çalıştığını öğrenmem gerek.” “Bana söyleyeceğini mi sanıyorsun, yüzüme bile bakmıyorlar.” Kollarımdan tutup beni destekledi. “Onlara bunu söyleteceğine inanıyorum, sende akıldışı bir zekâ var.” Kontrolsüz bir şekilde kahkaha attım. “İnan bana ben hiçbir zaman zeki olan olmadım.” “Sen kendinin farkında değilsin, insan dünyasına aptalın teki olabilirsin ama zekâ burada başka bir şeydir. Başka renkte akan bir su gibi.” “Şimdilik sadece dikkatlerini kötü yönde çekmememe ne dersin? Çabalayan ve mütevazi bir su vârisini oynamaya?” Çünkü benim planım bu, benden alınanları nasıl geri alacaktım bilmiyorum ama en azından ölürken onları ısırdığıma emin olacaktım. Tıpkı bir deli gibi. Çarpık bir şekilde gülümsedi. “İzlemek için orada olacağım.” Kanımda huzurlu bir nehir akmaya başladı.
Reklam