Ah Nazan !
Bir insanın başına gelebilecek bütün felaketlere uğrayan zarif,sessiz, hassas,çekingen, dilsiz Nazan.
60'lardaki düşünce ve sosyal yapıya göre yetişen bir kadın. Erkek ne derse odur,doğrudur. Koca döver de sever de. Bir de riyakar insafsız bir kaynana. Kendini savunamayan, nasıl davranması gerektiğini kestiremeyen hatta bilemeyen bir kadın. Sonunda hem evinden hem de evladından uzaklastiriliyor. Icimi en cok da evladından koparilmasi yaktı. Yaşadığı onca zorluğa rağmen son anında bile evladını düşünerek onun itibarı için hayatını kaybetti. Ondan kalan yadigar ile.
Diger roman kahramanları hakkında bir sey soylemek istemiyorum ama o Naciye ne fena kadınmış ya kaynana Hacer Hanım'ı bile solda sıfır bırakır bence.
Romanın eleştirdiğim tarafı ise; kitabın sonlarına doğru başkahramanımız Nazan'a ve onun içsel bunalımına, o naiflikten esrarkeşliğe düştüğündeki içsel çürümeye cok az yer verilmesiydi.
Bir de keşke Haldun annesinin ne için ne sekilde ne düşünerek öldüğünü bilseydi.
Orhan Kemal, hikayeleriyle okuyucusunu bicimlendirebilen, döneminde okuyucuları hikayelerindeki evlere misafir eden hatta bizi o evden biriymisiz gibi hissettiren nadide yazarlarımız biri.