Bu ataerkil enlemlerde derler ki, çocuklar ağlıyorsa korkacak birşey yoktur ama yetişkinler ağlıyorsa o zaman vardır. Ya aynı anda hem çocuk hem yetişkinsen ve babanın ölmekte olduğunu daha yeni öğrenmişsen...
Onu arabayla eve bıraktım ve yiyecek bir şeyler almak için dışarıya çıktım. Bir süreliğine yalnız kalmak ve çocuk gibi ağlamak istiyordum. Ama ağlayabileceğim bir yer yoktu. Sokakta bazı insanlar bana gülümsüyordu, selam veriyorlardı, beni tanıyorlardı. İlk ara sokağa saptım -neyse ki neredeyse boştu- ve gözyaşlarımı koyverdim. Sokağın sonuna kadar yürüdüm, sonra başa döndüm, sonra yine sonuna kadar yürüdüm, bir tür keder devriyesi.
Ölümden söz ederken aslında neden söz ederiz? Aramızdan ayrılam kişiden mi, yoksa kendimizden mi? Yoksa yokluğun kendisinden mi? O denli yok ki, her boş ânı yokluğuyla dolduruyor.