Bu hürriyetin ne biçim bir şey olduğunu bizim nesillerimiz pekala gördü. Görmediği şeyleri, aklından geçirmediği faciaları, cinayetleri, insanların köpekler gibi boğulup iplerde Can verdiğini, nice kahraman Türk evlatlarının göğüslerine mütemadiyen kurşun sıkıldığı ve vatan topraklarının mezbahaya döndürüldüğünü hep bu Hürriyet devrinde gördük. O derece ki: filozof ve Türk mütefekkiri Rıza bey bunu şu mısralarla ne güzel tasvir ediyor:
"Bakılsa sezilir işin hikmeti,
Üstüne almadın mesuliyeti,
Bize bela edip meşrutiyeti,
Firavun devrini mumla arattın!
Propaganda denilen mel'un kuvvet bir caniyi kahraman bir kahramanı da isterse vatan haini gösterebilir. Bu silah şu dakikaya kadar ve mutlaka bir ifade ile siyonizmin ve onun kölelerinin elindedir. Bizi yıkan, birbirimize düşüren, kalemlerimizi ve bazı vicdanları satın alan, hakkımızı ve sesimizi boğan siyonizm'dir. Bu kuvvetle yeryüzünde uzun seneler kahramanca ve şahane bir şekilde mücadele eden insan da Türk hükümdarı ikinci Sultan Abdülhamit Han'dır.
Beni İsrail hükemasının protokollerinde bir madde var der ki: “ Halk arasında hürmetle yâd edilen insanlar hakkında çeşitli yalanlar uydurarak onları kitlenin gözünden düşürmelidir."