Kadınlar çaylarını bitirince elbise dedikodusuna daldılar, sonra da bardakları yıkayıp yattılar. Fakat, şeytan oturmuş, bütün konuşulanları duymuştu. Köylünün karısının kocasını övmesinden ve adamın da çokça toprağı olsa şeytandan bile korkmayacağını söylemesinden memnun olmuştu. Şeytan, "Şimdi tamam,"' diye düşündü. "Oyun başlıyor. Sana yeterli toprak verip, bu toprak sayesinde seni hakimiyetime alacağım."
"Önceleri Tanrı'nın insanlara can verdiğini ve onların yaşamalarını arzu ettiğini biliyordum, şimdiyse bundan çok daha fazlasını anlıyorum. Anlıyorum ki, Tanrı insanların birbirlerinden ayrı yaşamalarını istemiyor. O yüzden de her birinin neye ihtiyacı olduğunu açık etmiyor. Insanların bir arada yaşamalarını istiyor. İste o yüzden her birine herkes için gerekli olanları gösteriyor. İnsanlar kendi ihtiyaçları için yaşıyorlar gibi görünseler de asıl olan, herkesin sevgiyle yaşadığı gerçeği. Sevgi dolu insan Tanri' nın yanında olur, Tanrı onun içinde olur. Çünkü Tanrı, sevginin ta kendisidir."
Biliyordum ki, güneş batmadan bu zengin adamın canını alacak. Şöyle düşündüm, 'Bu adam önündeki bir yıl için plan yapiyor, ancak akşam olmadan öleceğini bilmiyor.' Ardından Tanrı'nın söylediği ikinci sözü hatırladım. 'İnsana verilmemiş olanı öğren.' İnsanın içinde neyle yaşayabildiğini öğrenmiştim. Şimdi de ona neyin verilmediğini arıyordum. İnsana kendi ihtiyaçlarımı bilme yetisi verilmemişti. Ben de ikinci kez gülümsedim. Hem yoldaşımı gördüğüm için memnundum hem de Tanrı'nin bana ikinci öğretisini göstermiş olmasına sevindim.