Hep birer dağlı kaldık en büyük şehirlerde bile . Üstümüze sinen toprağın nêrgizin , binbir çiçeğin kokusuyla kaldık.Ve elbet yükselen ateşin dumanı yaktı genzimizi, büyüttü öfkemizi.Badem çiçeklerini hep sevdik, nereye gidersek gidelim . Ülkeyi sevdik, toprağını, suyunu kuşunu, çiçeğini... baştan aşağı her şeyini...
Dağ da orada, dağlılar da...lakin oralara yürümeden evvel de , bir güzel arınmak gerek .Misal bir çiçeği sevmiş olmak gerek, toprağa dokunmuş olmak, bir hayvanın canını kendi canın kadar değerli görmen, bir insanla yoldaşlık kurmuş olman gerek
O an bir solukta yanına varmamak için hiçbir nedenim yoktu.Lakin buralardayız . Senden sonra, senin gibi nice yoldaş o yollara düşerken de buralarda kaldık.Bu, geride kalmış bir kürdün ikilemidir . Parçalı , yarım , eksik yaşıyoruz.Böyle kırılgan , yaralı ,hüzünlü yaşamayı da öğrendik .Bunu başarmamak en iyisiydi .Fakat görünen o ki , bizi geride tutan parçamızla yaşama tutunmayı da öğrenmişiz . Yazık. Başka da ne söylenir ki.