Roj Agîr’in Gidene Notlar adlı kitabı, ilk sayfasından itibaren okuru bir sessizliğin içine davet ediyor ama bu sessizlik, suskunluktan değil, derin bir yükten doğuyor. Bu kitap, yalnızca edebi bir anlatı değil; bir halkın acısına, direnişine ve unutmaya karşı verdiği mücadeleye tutulmuş bir kayıt. Her satır, gidenin ardından kalanların iç dünyasında yankılanıyor. Kimi zaman bir annenin gözyaşında, kimi zaman bir yoldaşın sessiz vedasında, kimi zaman da bir sokak başında unutulmuş bir çığlıkta hayat buluyor. Kitabın önsözü Xeyrî Garzan tarafından kaleme alınmış. Bu önsöz, bir girişten fazlası; bir sesin, bir bakışın, bir yükün taşıyıcısı. Xeyrî’nin kelimeleri, kitabın ruhunu belirliyor. Onun cümleleri, bir halkın kalp atışına karışıyor; sessizliği delen, hatırlamayı emreden bir çağrı gibi. Kitapta Amed Sur direnişine ve Ciyager’e dair bölümler özellikle yüreğe dokunuyor. Sur’un taşlarında yankılanan ayak sesleri, barikatların ardında büyüyen umutlar ve yıkımın ortasında yeşeren direnç, Roj Agîr’in kaleminde yeniden hayat buluyor. Ciyager’in adı geçtiğinde, sadece bir insan değil; bir duruş, bir inat, bir halkın gözyaşlarıyla yoğrulmuş cesareti anlatılıyor. Roj Agîr’in dili yalın ama derin. Kelimeler bazen bir mezar taşı gibi suskun, bazen bir sokak sloganı gibi gür. Her deneme bir iç hesaplaşma, bir hatırlama, bir yeniden ayağa kalkma çağrısı. Gidenin kim olduğu önemli değil; bir yoldaş, bir sevgili, bir çocuk ya da bir halk kahramanı. Her gidenin ardından yazılan not, aslında kalanların içindeki yangının haritası. Gidene Notlar, unutmaya karşı bir direniş metni. Her satırda bir yüz, bir ses, bir hikâye var. Xeyrî Garzan’ın önsözüyle açılan bu kitap, Sur’un taşlarında yankılanan ayak sesleriyle, Ciyager’in gözlerinde parlayan umutla ve Roj Agîr’in kaleminde büyüyen