Türkiye: Çağdaşlıkla ve muhafazakarlığı, modernlikle dindarlığı buluşturan ülke
Türkiye'de dindarlık hep iki şeyle özdeşleştirildi yıllardır. Yoksulluk ve Cehalet. Bu iki sıfat dindarlığın makus talihi olarak görüldü. Aslında yanlış bir modernlik algısıydı bu. Mesela dindar futbolcu olamazdınız, dindar siyasetçi olamazdınız, dindar üniversite hocası olamazdınız, dindar subay hiç olamazdınız. "Kamusal alan" safsatası bunun için icat edilmişti. Şimdi bu makus talih yenildi, tabiri caizse Anadolu uyandı ve çevreden merkeze yerleşti. Aslında bir sınıf mücadelesiydi yaşanan. Merkeze yerleşmiş elitlerle Anadolu arasındaki mücadeleydi. Şehirleşme veya iç göçlerle merkezdeki yapı ve görüntü değişti. Modernliği, çağdaşlığı kendi tekellerinde görenlerin alışık olmadığı bir durumdu bu. Karşılarında çağdaşlıkla muhafazakarlığı, modernlikle dindarlığı buluşturan yeni bir sınıf vardı. Bu sebeple bu yeni sınıfı kabullenemediler. Cipe binen başörtülüyü, keman çalan türbanlıyı kabullenemediler. Mesela, ben üniversite hocasıyım. Müslümanım ve dinimin benden bir birey olarak talep ettiği şeyleri yapmaya çalışıyorum; bana doğrudan yasak kıldığı şeylerden de sakınıyorum. Meselaalkol almıyorum, domuz eti yemiyorum. Kıyafet olarak da, ceket, pantolon giyiyorum, bazen kravat takıyorum. Kendimi "modern" olarak tanımlıyorum. Modern eğitim sisteminin okullarında yetiştim. Londra Üniversitesi'nde doktora yaptım. Dini de biliyorum, psikolojiyi de, sosyolojiyi de. Avrupa'nın hatını sayılır bir yayınevinde kitabım, ünlü dergilerinde makalelerim çıktı. Ama Türkiye'de kendi üniversitemde 29 Ekim'de Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda bana uzatılan kadehi reddettiğimi gören bir öğretim üyesi bana "gerici" diyor, çağdaş olmadığımı, modern olmadığımı düşünüyor. Ama Amerika'da Mormon tarikatının