"Eğitimsizden ve cahilden nefret ediyorum. Kendini beğenmişten ve sahteden nefret ediyorum. Kıskançtan ve kızgından nefret ediyorum. Kabadan, sıradandan ve alçaktan nefret ediyorum. Kalın kafalı ve küçük olmaktan utanç duymayan bütün kalın kafalı ve küçük insanlardan nefret ediyorum.
Dürüstlüğü ve özgürlüğü ve eliaçıklığı seviyorum. Yaratmayı seviyorum; yapmayı seviyorum. Dolu dolu yaşamayı seviyorum; oturmayan, seyretmeyen, kopya
çekmeyen ve yüreği ölmemiş olan her şeyi seviyorum."
Masum bir meraktı bu. Eğer gidilip de dönülüyorsa, kalınmıyorsa, asıl yurt burası demekti. Öyleyse bütün bu meşakkat, bir kez yurt kılınmışa sadakat içindi.
Her şey eskisi gibi olabilir belki. Küçük bir kapıyı açık bıraktı.
Olmadı. O da kendiliğinden kapandı.
Değmezmiş, diyebilseydi (değmezmiş, diyebildi).
Tanrım, diyebilseydi (Tanrım, dedi), Tanrım değmeyende oyalama beni.
Öyle bir oyalandı ki değip değmediğini bile bilmediğinde, dönerim zannetti de, bir adım geri dönemedi.