Cam Irmağı Taş Gemi

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.177
Gösterim
Adı:
Cam Irmağı Taş Gemi
Baskı tarihi:
Ocak 2006
Sayfa sayısı:
248
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752634787
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Baskılar:
Cam Irmağı Taş Gemi
Cam Irmağı Taş Gemi
...
İç yüzüne ermeden anlatamadığım gölge, bir güneş hikayesini zorunlu kıldığında bildim ki camın özü kum, kumun aslı taş. Ne camı kırmak ne de taşı horlamaktı niyetim. Taş ile camı birleştiren kalemin kalbine en evvel ben hamd ettim. Ama düştüm, camın kırılganlığına, taşın sertliğine. Camın tamamına, taşın sessizliğine. Camın özü ateş, taşın özü su değil ki. Başlayalım; benimki hayli uzun bir hikaye.
248 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Yalan değil Nazan Bekiroğlu'nun Türk edebiyatının en sevdiğim, her kitabında hayranlığımın arttığı yazarlardan biri olduğu.Onda en beğendiğim yönlerden biri de üslubunun inceliği.Bu kitabında da göstermiş yine tüm maharetini..
Cam Irmağı Taş Gemi hikaye demesine rağmen yazarın, bir masal, bir şiir ve hikaye tadında. Ne anlatıyor, derseniz işte o biraz zor.
Bazı kitaplar vardır anlattığınızda güzelliklerini yitirirler çünkü o kitaplarda asıl güzel olan konu değil üsluptur tıpkı bu eser gibi.
Aynı konuyu işlemesine karşın daha çok sevilen okunan yazarlar vardır hani. Leyla vü Mecnun dendiğinde aklımıza Fuzuli'nin gelmesi başka nasıl açıklanabilir ki...
Öncelikle eser yazarın diğer kitapları olan Yusuf u Züleyha ve Lâ (Bir Sonsuzluk Hecesi) kıvamında .Anlatılan bir aşk belki ancak içindeki alegorik unsurlarla daha bir derinleşen birbirine bağlı hikayeler ve şiirsel anlatımıyla eser daha bir derinleşip yeni çağrışımlara kapı aralıyor.
Kitap birbirine bağlanmış hikayelerden oluşuyor ve Elif'in Be'yi aramasıyla başlıyor.Tıpkı herkesin kendi Be'sini araması bazen bulması, bazen bulamaması bazen de buldum zannetmesi gibi."Be" bir sembol tıpkı ikinci hikayedeki kül rengi küçük kuşla beyaz mermer şehir gibi.Sahi bizim beyaz mermer şehrimizin kanayan yarası neydi? Ya da hangi vakit kendimizi kül rengi küçük kuş zannettikti?

Güney ülkesinin zalim ve bencil hükümdarının kuzey ülkesini yerle bir etmesi ne kadar da bugüne benzerdi.Tek olan Tanrı'nın tekliğini bilenler ve dahi hayata geçirenler her devirde bunca acıyı nasıl çekmişti.İçimizde, merhametli kral taş ustası ve camcı gibi olabilmeyi başaranlar kimlerdi.
Velhasıl-ı kelam "Be"nin asıl sırrına kimler erdi?
Şiir tadında bir kitap tavsiye ederim.
248 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Cam Irmağı Taş Gemi okurken basit gelebilecek bir eser ancak kitap bir anne şefkatiyle sanki çocuğuna yazılmış bir öykü kitabı gibi.Üslup olarak çok güzel ve hayran kalınılacak bir şekilde kaleme almış.Hikayeleri arasındaki bağlantılar da çok iyiydi.Kitapta en beğendiğim alıntı ; “Aşkın karaladığı yeri aşktan başka bir biçimde aklamıştı ama aşka talipti. Aşktan öte değil, aşktan beri, aşkın cümlesine talipti.”
Okumanızı tavsiye ederim
248 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Nazan Bekiroğlu’nun çok naif bir dili var. Hangi kitabını okusam elimde kırılgan bir şeyler tutuyormuş gibi hissederim. Bu kitap da öyle; uzak ama yakın, geçmiş ama şimdi, hayal ama gerçek…

Altı başlık vardı kitapta. İlk başlık Be idi. Elif’in Be’ye kavuşamamasıydı; yarım kalmış bir aşktı. "Aşk Elif’in Be’yi bildiği kadardı."

Bir girizgahtı çöller ülkesine.

Diğer üç hikayenin de ikisi hikayeydi gözümde, üçüncüsü bilmeceydi fakat üçüncünün içinde de bir hikaye vardı nihayetinde.

--Kül Rengi Küçük Kuş ile Beyaz Mermer Şehir…

‘Göçmen olmadığı halde göçen bir kuş’un hikayesiydi bu. Bu hikayede gidişi sordum kendi kendime. Her gidişin aynı olup olmadığını… Ve yolları düşündüm… Kül Rengi Küçük Kuşu, Beyaz Mermer Şehre götüren yolları…

Belki de yol bizim gittiğimiz değildi de bizi götürendi. Ve her yolun sonunda bir bekleyen vardı. Küçük kuşu bekleyen de yitik bir şehirdi.

Lisan nedir diye sordum sonra kendime, Beyaz Mermer Şehrin içini döküşünü görünce.
Ne demekti bir lisan öğrenmek?
Mesafeleri kaldırmak mı? Anlamak mı? Dinlemek mi? Anlatabilmek mi?
Burada hikayenin zamanından çıktım da kendi küçük odama, kendi küçük dünyama döndüm. Bizim uzak mesafelerimizi, bizim anlamayış ve anlatamayışlarımızı; dinlemeyiş ve dinletemeyişlerimizi düşündüm.

Oysa sözde lisanımız bir değil miydi? Lisan dediğimiz neydi? Ne eksikti?
İçime bir sıkıntı oturunca geri döndüm hikayenin zamanına.

Yaralar diyordu hikaye: “Ve bazı yaraların tamiri ne kadar özenli yapılmış olsa da kan, dışarıya mutlaka sızardı. Yarayı ne taşıyanın ne onaranın ihmalkarlığı söz konusu olabilirdi bunda. Yaranın doğasıyla ilgiliydi sadece bütün bu olanlar.”
Sadık Hidayet gelmişti bu satırlarda aklıma. O da “Yaralar vardır hayatta,” diyordu Kör Baykuş'ta daha en başında “ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.”
“Yaranın doğası” dedim sonra kendi kendime, ondan oluyor hep bunlar. Peki ya… Yara neden oluyor? Neyden oluyor? Kim ve ne yaralıyor da yaralar böyle acıtıyor?
Cevabından korktuğum sorularımla bitiyor ilk hikaye…

--Mavi Gül Dalı

Bu hikayede çok soru sormadım kendime. Üçüncü hikayenin ipucuymuş meğer sonradan anladım. Bir değişimdi Mavi Gül Dalı ve değişimin değişimiydi. Kalpteki duygularla akıllardaki planlar arasında bir keşmekeşti. Planlananlarla olanlar arasındaki hayatın gerçekliğiydi.
….
Anlayacağınız buraya kadar her şey bir masalın gerçekliğiydi; bir masalın içine gizlenen gerçekti. Buğulu bir çöl ülkesi vardı Güney’de, hükümdarlar vardı babadan oğula. Bir mavi nehir vardı yakından uzağa. Fikirler vardı zamandan zamana. Duygular vardı bugünden yarına…

Fakat üçüncü hikayede bir şey fark ettim. Hepiniz biliyorsunuzdur belki ama ben geç fark ettim. Bu fark etmenin şevkiyle paylaşmak istedim;

--Cam Irmağı Taş Gemi

Hani dedim ya bir masaldı diye. Masalın buğusu vardı gerçeklikte. Fakat üçüncü hikayeyle buğu silinmeye başladı. Hükümdarlar için yapılan kabir odalarını okudukça piramitler canlandı gözümde. Güney’in çöl ülkesinin mavi ırmağı Nil oldu birden bire.

“Kusurlarımı gizleme, görünür kıl” diyordu hükümdar. “Değiştirmekten mükemmelleştirmekten vazgeç. Tanrı kılma beni, bir insan olarak resmet.”

Ve okudukça geçen yılki Uygarlık Tarihi sınıfında buldum kendimi ansızın;
Bir Firavun vardı tek tanrılığı getiren, tüm düzeni değiştiren, sanata doğallığı ve gerçekçiliği getiren. Araştırınca baktım ki o gerçekten: Akhenaton.

Amonhotep; doğum ismi. Anlamı “Amon hoşnuttur.” Fakat sonra değiştirmiş ismini; Akhenaton, anlamı “Aten’in hizmetkarı”.

Değiştirdiği başkent, Kuzey Ülkesi’nin güzel prensesinin (Nefertiti (güzelden gelen)) heykeli ve heykelin yetenekli yontucusu Tutmose… Kısa süren bir değişim; Amarna Dönemi… Ardından oğlu Tutankhamon’nun gelişi ve değişimin değişimi…

(Hükümdarın sol kaşındaki yara izini bile aradım heykellerde. Bir tanesini benzettim de emin olamadım pek.)

Dedim ya üçüncü hikaye bilmeceydi ama içinde bir hikayeydi yine diye… İşte ben sorularıma devam ettim yine.

Sanatçının ikilemini sordum bu defa. Sanatçıyı kalıplarla güçsüzleştirmeye çalışan da, sanatçı kalıbından çıktığında bunun gücünü elinde tutmaya çalışan da hükümdardı.

Peki ya toplum kalıbından çıkamayan sanatçıya ne olurdu? Böyle bir sanatçının elinde sanata ne olurdu? Bir –çı ekinin yüklediği sorumluluğu bilmeden sanatçı olunur muydu? Sanat-çı olmanın meşruiyeti neydi?

Her soruyla hikayeyle aramdaki zaman çizgisi silikleşti… Eski Mısır ya da 21. Yüzyıl, masal ya da gerçek, uzak ya da yakın… Bazı sorular değişmiyor galiba. Cevapların değişimi sizin/bizim takdirimizde (mi?)

Son iki başlığa gelirken yavaştan bitiriyorum bu yazıyı. Kuş, şehir, gül ve yontucunun hikayesi farklı olsa da aynı. Nihade’nin beşinci defteri ise etkileyici olmakla birlikte tamamen farklı. Güney’de masalsı bir çöl ülkesi değil de ismi cismi belli bir İstanbul var. Son başlık ise yazarın içini döküşü gibi; bir arayış gibi…

Fakat tüm hikayelerde fark ettiğim bir nokta ‘taşımaktı’. Sorumluluk taşımak, sevgiyi taşımak, aşkı taşımak, aşkın yükünü ve aşkı saklamanın yükünü taşımak. Kimi zaman taşıdığından yorulmak…Kimi zaman ‘taşıyamadığından kaçmak’…

Hayat sanki taşıyamadıklarımızdan ibaretmiş gibi…

Velhasıl kelam, Cam Irmağı Taş Gemi güzel bir yolculuktu benim için. Masalla gerçeğin, soru ve cevabın ve zamanın güzel bir macerasıydı. Umarım siz de beğenirsiniz.

(Not: Kitabın Mısırla bağlantısını araştırırken Nazan Bekiroğlu’nun bu kitapla ilgili bir söyleşisini buldum. Kitabı bütünleyen bir söyleşi olmuş. Kitabı okuduktan sonra okumanızı tavsiye ederim.)
248 syf.
Spoiler İçerir.

Hakim bakış açısıyla yazılmış olup altı durum hikâyesinden oluşmakta.
“Dört hikâye düştü içine. Bir: Kül rengi küçük kuş ile beyaz mermer şehrin hikâyesi. İki: Mavi gül dalının, Üç: Camcı ile taşçının hikâyesi. Dördüncü? Bir Be bulsa yolu açılacak olan Elif’in, bir sarmal olup da kendi üzerine kıvrılan hikâyesi.” Yazar bir de bitmiş bir romanın üzerinden bir tekrir geçerek Zeyl: Nihade’nin Beşinci Defteri’ni yazıyor. Bir yazar belki -asla- olamayacağım halde iyi anlıyorum bitmiş bir romana son söz yazmanın romancıya hissettirdiklerini. Çünkü aynısını Nar Ağacı’nda, Kâhin Prenses Kassandra’nın (hem yazarın hem benim bu dünyadaki mitolojik kimliğimizin) hikâyesine yazılmış bir Son-ra’yı okurken az acı çekmedim.

Kitapta en çok ilgimi cezbeden kısım Be hikâyesi idi. Kıyamete değin hiçbir kadının hiçbir erkeği böyle sevemeyeceğinden emin olarak Be’yi seven Elif’in hikâyesi. Elif bir çıkış yolu, bir işaret beklerken karşısına bir Be’den tezahür eden aşkı bulmasıyla tamamlanmasıydı ana fikir ve sonsuza kadar arafta kalınmayacağına; beklenen, aranan işaretin elbet bir gün geleceğine olan inancımı arttırdı.

Tüm bunlar için müteşekkirim Hocam’a…
248 syf.
·24 günde
Elimde 'Cam ırmağı Taş gemi', Türkiye Yazarlar Birliği Hikâye Ödülü olan kitabımız, hakikaten ödülü hak etmiş..Fakat derseniz neden 8 puan, son kısım gülibrişim tazarrusu olmayadabilirdi. Hikâyeleri okumak yetiyor okuyucuya bence. :)

Bilenler bilir kalemini apayrı sevdiğim yazarlardan biridir, bazen birine tavsiye ederken 'dilinin ağır olduğunu' söyleyenler oluyor, bu yüzden okumayı pek istemeyenler.. Belki de doğru kitaptan başlamak en guzeli diye dusunuyorum.. Yanii ki  Nazan Bekiroğlu hiç okumamışsanız bu kitaptan başlamayın, sebebini ileriki kısımlarda anlayacaksınız. :)

Birazcık yorgunum fakat tatlı bir yorgunluk bu, çünkü bende yazarla birlikte gezindim, bazen bir ağaç altında dinlendim onunla.. sonra tekrar kalktım, bir hikayenin sonuna şahit olurken bi başka hikayenin ortasında buldum kendimi..

İç içe geçmiş 5 hikâyeden oluşuyor, aslına bakarsanız sadece bu kitapla sınırlı kalmıyor,2002  yılında yazdığı İsimle ateş arasında ( ki o da şahanedir) adlı kitabın kısmen devamı kısmen hikâyenin arka yüzü niteliğinde. Bu yüzden eğer birinden başlayacaksanız o Cam ırmağı taş gemi olmasın :)

En sevdiğim hikâyelerden biri ' Kül rengi küçük kuş' oldu..Çünkü o sevdiğinin halihazırına talip.Nedensiz nasılsız..
Sonra bir de Cam ırmağı Taş gemi yok mu?..sevmesem olmazdı.Bakın yazar nasıl anlatıyor:

Cam ırmağı Taş gemi koydum bu kitabın adını bütün itirazlara kulaklarımı tıkayarak. Değil mi ki kimi taş gemi oldum cam ırmakların üzerinde yüzmeye kalkıştım; kimi cam ırmak oldum taş gemilerin bağrımda yüzmesine alıştım. Ama her halde de sadece cam ırmağın değil taş geminin de kırıldığına tanığım. Vee Netice:  Cam ırmağında taş gemi yüzdürmeyi bir türlü başaramadım. Sy:198

Numan hayatı kelâmla seven tuketen belki, 'aşkı kelimelerin mizanında tartan'.sy:218
Ve bütun karanligiyla Nihade. Isimle ateş arasindaki Nihade ve Numanı burada da buluyoruz.
Kitabı bitirmeye yakın düşündüm, kendi kendime ne çok aşkı, yangını, acıyı izliyor dedim..sizce de öyle değil mi?
"Çok usandım kendi aşkımda değil başkalarının aşkında sınanmaktan" dedi yazar...sy:244



Tavsiye ederim :) Keyifli ve 'nitelikli' okumalar..
248 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Kelimelerle oynarken beni her seferinde şaşırtan ve bir kez daha kendine hayran bırakan, hikayelerinde kaybolduğum, benim için çok özel bir yazardır Nazan Bekiroğlu. Her kitabı gibi bu kitabıyla da harikalar yaratmış. Nazan Bekiroğlu sevenler için atlanmaması gereken bir eserdir.
248 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Kitabın ilk sayfasında karşınıza şöyle bir cümle çıkıyor: "İyi ki kitaplar var..."
İyi ki diyorum bende iyi ki!

"Cam Irmağı Taş Gemi koydum bu kitabın adını bütün itirazlara kulaklarımı tıkayarak. Değil mi ki kimi taş gemi oldum cam ırmakların üzerinde yüzmeye kalkıştım; kimi cam ırmak oldum taş gemilerin bağrımda yüzmesine alıştım. Ama her halde de sadece cam ırmağın değil taş geminin de kırıldığına tanığım."

Kitaba ismini veren öyküden bir bölümle başlamak istedim yazıma. Yazarın kitaba neden bu ismi koyduğunu anlamak için. Nazan Bekiroğlu'nun Cam Irmağı Taş Gemi kitabı 5 hikayeden oluşuyor:

Be
Kül Rengi Küçük Kuş İle Beyaz Mermer Şehir
Mavi Gül Dalı
Cam Irmağı Taş Gemi
Zeyl: Nihade'nin Beşinci Defteri
Gülibrişim Tazarrusu (Tazarru Tanrı'ya yakarmak anlamına geldiği için onu hikaye olarak almak istemedim.)

Bu hikayeler farklı farklı hikayeler olarak görünse de aslında birbiriyle bağlantılı olarak ilerliyor. Bir hikayede dikkat etmediğiniz küçük bir detayı diğer hikayede ayrıntılı bir biçimde okuyabiliyorsunuz. Bir varmış bir yokmuş ile başlayan annelerin çocuklarına gece uyurken anlattığı öykülerin Nazan Bekiroğlu ile buluşması olarak adlandırıyorum bu kitabı. Kendine bir has anlatımı var. Olayların bir çırpıda verilmesini isteyenler bu kitapta biraz zorlanabilir.
248 syf.
·39 günde·7/10
Kırılıyordu, demek kalbi vardı ama bir kez kırılınca bir daha toplanmıyordu.
Toplansa bile bir daha eskisi gibi olmuyordu ve kalp bu yüzden en fazla da cama benziyordu...

Cam Irmağı Taş Gemi / Nazan Bekiroğlu
248 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Ne zaman kitap okumaktan yorulsam Nazan Bekiroğlu'na sarılıyorum. Yine öyle oldu ve Cam Irmağı Taş Gemi'ye sarıldım bu sefer.
Bir gizemli film seyredersiniz hani, filmin sonunda daha önce fark etmediğiniz bir sahnenin farklı çekimini gösterir ve gizemi çözersiniz. Bu kitap da öyle bir nevi. Farklı hikayelerden oluşuyor gibi görünüyor ama hepsi birbiriyle bağlantılı. İster bir çocuğa anlatın bu hikayeleri yani öylesine sade, ister de derin anlamlarını çözmeye çalışın yani öylesine derin ve güzel. Şiirsel bir üslup, altı çizilesi cümleler var yine, okudukça okunası gelen.
Kitabın sonunda bir zeyl var; yani ek hikaye. İsimle ateş arasında kitabının zeyliymiş sanırım. İAA okumadığım için o kısmı şimdilik okumuyorum. Ne zaman ki İAA kitabını okurum o zaman bu zeyle tekrar dönüş yaparım. Ertelemiş olsam da son kısmı Nazan Bekiroğlu'nun kitapları arasında böylesi bir bağ kurması benim çok hoşuma gitti. Bir denemesinde başka bir romanında geçen şeyleri anlattığını fark ettiğimde de büyük muamma çözmüş gibi mutlu olmuştum.
Nazan Bekiroğlu okuyun, okutun vesselam ^^
248 syf.
·9 günde·10/10
İlmek ilmek ruhuma işleyen bir Nazan Bekiroğlu kitabı oldu benim için. Derin anlatımına, tasvir yağmuruna, kelimelerinin zarafetine hayran kaldım. Tek bir cümleyle titreyebiliyorsa yazıcı yüreğinizi işte o zaman kelimelerinin sağanağında yıkanmalısınız.

Kitap kısa ve felsefi derinliği olan hikayelerden oluşuyor. Bazen küçük kül rengi bir kuş olup beyaz mermer şehirlerin yalnızlığını dinliyorsunuz bazen Elif olup Be'nin ihanetiyle yüreğinizin en savunmasız yerinden yara alıyorsunuz.

Cam kadar kırılgan, naif ama taş kadar da sağlam cümlelerle oluşmuş bu kitabı kesinlikle okuyun.
248 syf.
Çocukluğumda dinlediğim masallara selam olsun. Dünya telaşından uzaklaşmak isteyenlere tavsiyemdir. Kütüphanenizde olması gereken kitaplardan. Bu kitabı canım sıkıldıkça okumalı dünya telaşından uzaklaşmalıyım..:-)
248 syf.
·Beğendi·10/10
Okuduğum her satırda beni çocukluğuma götüren kitap...Ve o kelimelerin sahibi Nazan Bekiroğlu...Kimileri için ağır gelebilir belki ama ben keyifle okudum. Hele "İsimle Ateş Arasında" kitabındaki Nihade'ye dair bölümü görünce nasıl mutlu oldum anlatamam. Öykücü, öykülerinden çıkardıklarımı kalbimde saklayacağım daima...
ama dayanmak mümkün değildi.
peki, zaman her acının ilacı değil miydi?
gözden ırak olan,gönülden de ırak olmuyor muydu?
aşk bile olsa her şey, eninde sonunda bitmiyor muydu?
bitmiyordu,
bir adım sonrası ölüm.
ölünmüyordu.
sürüp gidiyordu..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cam Irmağı Taş Gemi
Baskı tarihi:
Ocak 2006
Sayfa sayısı:
248
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752634787
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Baskılar:
Cam Irmağı Taş Gemi
Cam Irmağı Taş Gemi
...
İç yüzüne ermeden anlatamadığım gölge, bir güneş hikayesini zorunlu kıldığında bildim ki camın özü kum, kumun aslı taş. Ne camı kırmak ne de taşı horlamaktı niyetim. Taş ile camı birleştiren kalemin kalbine en evvel ben hamd ettim. Ama düştüm, camın kırılganlığına, taşın sertliğine. Camın tamamına, taşın sessizliğine. Camın özü ateş, taşın özü su değil ki. Başlayalım; benimki hayli uzun bir hikaye.

Kitabı okuyanlar 323 okur

  • Kübra Uçar
  • Esra Çiçek
  • Eda Boz
  • merve çelik
  • Nilüfer Sönmez Keskin
  • ZEYNEP ÇELİK
  • Ayşe Kyn
  • M D
  • Ayşe gül
  • Oznrtrn

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.4
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%29.8
25-34 Yaş
%43.9
35-44 Yaş
%14
45-54 Yaş
%5.3
55-64 Yaş
%1.8
65+ Yaş
%0.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%81.4
Erkek
%18.6

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%31.3 (25)
9
%21.3 (17)
8
%21.3 (17)
7
%8.8 (7)
6
%7.5 (6)
5
%1.3 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0