Cam Irmağı Taş Gemi

8,7/10  (54 Oy) · 
212 okunma  · 
71 beğeni  · 
2.388 gösterim
Taşın boyanmasıydı âdet olan, sıra boyamalara geldi. Yontucunun, kullandığı boyalara güveni sonsuzdu. Asırlarca dayanacaklarını, solmayacaklarını, bambaşka renklere dönüşmeyeceklerini biliyordu. Kimi bir deniz kabuğunun, kimi bir çömlek parçasının içinde karıştırdı renkleri. İstese, sonsuz sayıda renk elde edebilirdi. İstemedi. Kimi iç açıcı, kimi kasvet verici, ama hepsi de canlı ve kalıcı renklerle yetindi. Gözlerini karla hiç ovmamış kadınların ülkesinde buz mavisi, yağmur grisi gibi, kar beyazının da olmazdı elbet ama renklerin en zor olanı, kendisinden başka bütün renkleri yutanı, renksizlik kılanı, göz yakıcı çiğ beyaz bile onun duvar resimlerinde yumuşadı, uysallaştı. Hacmini buldu, boyun eğdi, renklerden bir renk oldu. En çok da bir yıldız ırmağının üzerinde akan lâcivert gökyüzünün altında güzel durdu. Çünkü kraliçe her defasında yıldızlı gök altında beyaz bir elbise giyiyor oluyordu.

Yontucu her şeyi üstün bir gerçekçilik duygusuyla tamamladı. Tasvirleri arasında bu gerçekçilikle bağdaşmayan tek sahne, lâcivert ırmağın burgaçlı dalgaları arasına saldığı, batacağı ya da yol alacağı zamanın tek anlık aynasından belli olmayan taş geminin üzerine kaldı. Onun da tek yolcusu vardı.
  • Baskı Tarihi:
    2006
  • Sayfa Sayısı:
    248
  • ISBN:
    975-263-478-8
  • Yayınevi:
    Timaş
  • Kitabın Türü:
Sabriye Yabancı 
 08 Mar 2017 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · Puan vermedi

Yalan değil Nazan Bekiroğlu'nun Türk edebiyatının en sevdiğim, her kitabında hayranlığımın arttığı yazarlardan biri olduğu.Onda en beğendiğim yönlerden biri de üslubunun inceliği.Bu kitabında da göstermiş yine tüm maharetini..
Cam Irmağı Taş Gemi hikaye demesine rağmen yazarın, bir masal, bir şiir ve hikaye tadında. Ne anlatıyor, derseniz işte o biraz zor.
Bazı kitaplar vardır anlattığınızda güzelliklerini yitirirler çünkü o kitaplarda asıl güzel olan konu değil üsluptur tıpkı bu eser gibi.
Aynı konuyu işlemesine karşın daha çok sevilen okunan yazarlar vardır hani. Leyla vü Mecnun dendiğinde aklımıza Fuzuli'nin gelmesi başka nasıl açıklanabilir ki...
Öncelikle eser yazarın diğer kitapları olan Yusuf u Züleyha ve Lâ (Bir Sonsuzluk Hecesi) kıvamında .Anlatılan bir aşk belki ancak içindeki alegorik unsurlarla daha bir derinleşen birbirine bağlı hikayeler ve şiirsel anlatımıyla eser daha bir derinleşip yeni çağrışımlara kapı aralıyor.
Kitap birbirine bağlanmış hikayelerden oluşuyor ve Elif'in Be'yi aramasıyla başlıyor.Tıpkı herkesin kendi Be'sini araması bazen bulması, bazen bulamaması bazen de buldum zannetmesi gibi."Be" bir sembol tıpkı ikinci hikayedeki kül rengi küçük kuşla beyaz mermer şehir gibi.Sahi bizim beyaz mermer şehrimizin kanayan yarası neydi? Ya da hangi vakit kendimizi kül rengi küçük kuş zannettikti?

Güney ülkesinin zalim ve bencil hükümdarının kuzey ülkesini yerle bir etmesi ne kadar da bugüne benzerdi.Tek olan Tanrı'nın tekliğini bilenler ve dahi hayata geçirenler her devirde bunca acıyı nasıl çekmişti.İçimizde, merhametli kral taş ustası ve camcı gibi olabilmeyi başaranlar kimlerdi.
Velhasıl-ı kelam "Be"nin asıl sırrına kimler erdi?
Şiir tadında bir kitap tavsiye ederim.