Adı:
Mor Mürekkep
Baskı tarihi:
Aralık 2004
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753626880
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Baskılar:
Mor Mürekkep
Mor Mürekkep
Mor Mürekkep, birbirinden bağımsız konulardan bahseden ama bütünü dikkate alındığında ortak bir ruh etrafında öbeklenen denemelerden oluşuyor. Kimi zaman bir renk, kimi zaman bir kitap veya bir şahıs, kimi zaman da edebi bir sanattan hareketle farklı zaman ve duygusal iklimlerde kaleme alınan bu denemelerde her şeyden önce kıvrak ve akıcı bir Türkçe, bilgi dağarcığınızı zorlayan ve harekete geçiren bir birikimle karşılaşacaksınız. Mor Mürekkep’in çağrışımları okkasında duramayacak kadar zengin ve derin.
(Tanıtım Bülteni'nden)
224 syf.
Mor rengi çözümlemelerine yönelik çalışması ve dikkatleri renkler üzerine yöneltmesi bakımından Mor Üzerine I-II yazıları kitaptaki önemli denemeler arasında. Biz Şair Nigâr Hanım’ın mor ferace giydiğini, Sinnekli Bakkal’daki Rabia’nın mor laleli bir elbisesinin olduğunu ondan öğrendik. Yine bağımsız bir ülke gibi olan moru, modern psikolojideki anlamının dinin imgesi olduğunu da yine Nazan Bekiroğlu’nun tahminimizce mor mürekkebe bakıp bakıp yazdığı bu mor üzerine yazıları ile öğrendik.



Kalem önce neyi yazmıştır. Ezelden ebede doğru hikayelerin sürüp gittiği hayat kulvarında insan beyaz sayfa üzerindeki kelimeler gibi kader defterinde yazılı olan kelimeye doğru ilerler. Her kelime bir diğerinin ardından gelerek devingen dünya gününde yeni hikayelerle hemhal olur insan. İnsan sayfanın belirgin rengi. Belirgin nesne ve öznesi. İnsan kendi kaderinden sorumlu. Hükümlü bir hayat sayfasında kalemin yazdığını bilecek. Kalem her yazının ilk şeyi.

Kalem mürekkebin neşesi. Kalem olmadan mürekkebin mürekkep olmadan kalemin bir anlamı olmaz. Kalem kutsal kitaplarda bahsi geçen günümüze kadar önemini kaybetmemiş yegana yazım aracı. Şairin, yazarın kalbine değen her kelimenin şahidi de kalemdir.

Nun’a. İncir ve zeytin kadar bahsi geçen kelimeler düşer sayfalara. Sayfalar boşluksuz, aralıksız, soluksuz yazılacak kalemlerle. Mürekkep kalemin suyu. Kana kana içerek kendini bu membaa daldıran kalem sayısız kelimenin mislilerce kelimesini dökerken sayfaya şahitleri vardır. Şahit sayfadır, yazanın kalbi okuyucunun gözleridir. Yazan kalbindekini söyler zihnini işgal etmiş cümleleriyle döker de döker. Okuyucu yazanın kaleminden düşen her kelimeyi değil er kelimeyi alarak kendine katar. Kendiyle ular ve kendisininmiş gibi o kelimeyi sahiplenir.

Mürekkep kalemin can suyu. Sabit kalemler can suyunu içinde taşıyalı cam şişelerde duran mürekkeplere artık yabancı. Yabancılık zamanın ileriye doğru bir akıma kapılmış olmasından mıdır yoksa zaman içinde farklılığa gitmesinden midir bilinmez ama artık bazı şeylerin eskisi gibi bazı şeyler olmadığı kesin. Değişen insan mıdır zaman mı sorular içinde soruları getiren ve bu sorular içinde hangi soruya cevap vereceğini şaşıran insan zamanın akıcılığına kapılarak yeni zamanlara doğru yollanır.

Mavi ve Kırmızı Bileşimi

Mor rengi mavi ve kırmızının karışımıyla ortaya çıkan ara renklerden biri. Osmanlı dönemince çokça kullanılan, figür ve desenlerde, giyilen elbiselerde özellikle üzerinde durulan bir renk olarak yer edinmiştir. Mor sadece sümbül ve menekşenin rengi değil ayrıca hüznün ve acının kalpteki rengidir.

Mor mürekkep Nazan Bekiroğlu’nun 4. kitabı olarak 1999 yılında okuyucuyla buluştu. Daha önce İyiadam yayıncılık tarafından 214 sayfa olarak okura sunulurken daha sonra Timaş Yayınları tarafından 224 sayfa olarak okuyuculara sunulmuştur. Mor bir kapak ile ismiyle müsemma bir halde hazırlanan eser denemeleriyle, edebiyatçılığıyla ve yazılarındaki rengiyle özgün bir sese bürünen Nazan Bekiroğlu’nun ismiyle özdeşleşmiş önemli eserlerinden biridir.

Kısa denemelerin toparlanmasından oluşan eserde yazarın sık sık geri dönüşler yaparak daha önceki yazılarında/kitaplarında ele aldığı konuları tekrar ele alarak devam ettirmesi Nazan Bekiroğlu’nun görülen özelliklerinden belirgin olanı. Eser 67 nefis denemeyle okuyucu karşısına çıkmış. 67 nefeste yazar kendi mürekkebinin rengini okuyucunun kalbine ve zihnine hitap edecek şekilde dizmiş. Hemen hemen her deneme yazarın edebiyat birikiminden, okumalarından bir parça ile sunulmuştur. Gözlemlerini, geçmişin sesini, hayat sahnesinde gözlemlediklerini, iç sesiyle duyurmaya çalıştıklarını artık oturan bir dil yapısıyla kitabı aralayanlara sunuyor yazar.
224 syf.
·12 günde·10/10
Nazan Bekiroğlu okumak onun dünyasına, satır aralarında misafir olmaktan da öte. Yüreğinize dokunacak o kadar söz, o kadar cümle ve o kadar noktalama dahi var ki sözcüklerin yüreğinize işlememesi için ayrıca çaba göstermeniz lazım. Anlatımı ise o kadar akıcı ve duru. Bu eserde başka eserlere sıkça çağrışımlarda ve atıflarda bulunması bu akıcılığı bir kaç noktada sekteye uğratabilir. Daha doğrusu eğer zaten okuyan biriyseniz her çağrışım ve atıfta, kitap içinde yeni bir kitap, Nazan Hoca'nın penceresinden nice yazarlar ve şairler beliriyor gözünüzde. Bu noktada daha fazla okumam gerektiği, yolun henüz çok başında olduğum itirafında da bulunmak istiyorum.

Herhangi bir kelimeden çok güzel ufuklara yelken açabileceğiniz bir eser. Yazar bazen size tembihlerde bulunurken, en çok da bir kıssa ile sizi kendinizle baş başa bırakıyor. Dahası kendinizden de öte bir dünyanın arayışı içersinde okuyorsunuz kitabı.

Deneme türünde, bir birinden bağımsız halde yazılmış gibi duran bölümlerden oluşsa da eser, kitabın seyri ilerledikçe bağımsız olan bölümlerin kelime kelime, ince ince bağlandığını fark ediyor, bir sonraki bölümü ayrı, apayrı heyecan ve merakla bekliyorsunuz.

Kendime dair, kitabı okuduktan sonra artık her kelimede, her harfte, her noktada ki noktalar kümesi tüm kelime ve harfler, değil bir mana binlerce mana arayışı içerinde olacağım kanısındayım. Bir “Nûn Masalı” ise şayet yazılanlar, bana dair olan da bir “Mim Masalı”dır kim bilir. Mim ile başlayıp, yine mim ile kendini tamamlayan ismimin yüklediği manadır benim de bir ömür, bir “muharrem” olarak, bir “yasak” olarak yaşayışım. Bundandır belki de benim kendime dokundukça cennetten kovulmak misali yalnızlık sürgünlerim, bundandır belki bana dokunanın ismimin manasından nasipdâr olması.

Okuyalım dostlar, kendimize, ismimize ve ömrümüze manalar yüklercesine. Yaşamakla birlikte ölümü de kabullenircesine okuyalım, okutalım.

İyi okumalar…
224 syf.
·4 günde·10/10
Hangi duyguyu nasıl ifade edeceği önceden belirlenmiş sözün, hayatı anlamlı kılması nasıl beklenebilir ki?

Aşktan bahsettik, aşkı tanımıyorduk. Öldük, ölmüyorduk. Sadakatten söz ettik, sadakati bilmiyorduk. Sevdik, aslında sevmiyorduk. Aldık, veriyorduk; verdik alıyorduk. Söz yerini buluyordu sadece, iyi düşüyordu, uygun. Söylüyorduk, yazıyorduk, okuyorduk...

Bu sebepten; "Şimdiye kadar bütün öğrendiklerim" dedi yazıcı, "Hayata dair, hiçbir şeyi anlamama yetmediler. Öyleyse onları unutmalıyım. Unutmalı ve yeniden başlamalıyım." Kapatıp gözlerini şimdi sildi hafızasını. Açtı kitaplarını, tek tek okumaya başladı. Kelimelerin verdiği kadarını aldı ve yazdı yeniden hepsini. Kuşları, çiçekleri, böcekleri... Bilemedi ki hayatı kelimelerden öğrenemeyeceğini. Hayatın kelimelerden çıkabileceğini zannetmişti. "Oysa karşıladıkları nesneyi bile göstermiyorlar. "Demek ki kelimeler hayattan çıkıyor, hayat kelimelerden değil" dedi. Kelimelerle hayat ne zaman uydu ki birbirine!

Yazar hayatı anlatıyor demek vasat bir tabir olur. Yazar aslında hayatı bize anlamlı kılan kelimelerin, sana, bana, bize nasıl yansıdığını, aynı anlamları içermese de elbet benzer bir anlamda buluşulacağını anlatıyor. Bununla beraber aslında ne kadar çok anlatırsak anlatalım hiçbir kelime duygu yoğunluğunu kapsayacak kadar derin ve zengin değil demek istiyor. Edebiyata adını yazdıran isimlerle bunu ispat yoluna gidiyor ve diyor ki "öyle bir lisan ki adeta konuşan bir ruh olsun." (Mai ve Siyah- Uşaklıgil)

Aslolan nedir peki? Yazı mı, yazar mı, okuyucu mu? Yazı var oldukça elbet bir okuyucusu da olacaktır. Ama varoluşu da bir yazara tâbi değil midir onun? Öyleyse duygular eksilmesin ki yazılar var olsun, dua değil belki beddua olacak ama acılar hep olsun ki kelimeler dile gelsin, yazılsın, okunsun.

Tüm bu yazılan çizilen iyi hoş da herkesin lügatı farklı, sen kendi içinin kelimelerini bulabildin mi ki, başkalarını okuyup anlayasın? Ya da aklın sınırlarını çok mu zorladın ki deliliğe sığındın. Kimliklerini silmekle yaşamamış olmuyorsun bu dünyada, aklını silmekle yok oluyorsun, daha bunu fark etmedin mi? Kelimeler, diller, kavramlar, tanımlar, ifadeler, isimler... Hangi birini silebilirsin? Üstelik senin idrakinde olan tüm bunların bir farklı yansıması başkalarında da mevcut. "Yokluğun yolu bilinmemekten değil, bilmemekten geçiyor" diyor yazar, mümkünse unut o zaman bildiklerini. Kapat gözlerini ve haydi aç şimdi kendi içine! İşte o zaman göreceksin silmeye çalıştığın tüm o kelimelerin, şehirlere, İnsanlara, hikayelere, yaşanmışlıklara mahkum olduğunu.

Gerisi ne mi dersiniz. Gerisi yazarın aklına düşen, kalemine yansıyan kelime hikayeleri... Doğrusu, hayat hikâyedir kimi zaman; kimi, hikâye hayat.(88) Bakalım aynı sözcüklerle konuşup aynı kavramlara aynı mânâları verebilecek miyiz... Kitaba adını veren renk ise bir miktar mavi ve bir miktar kırmızı karışımından ibaret. Mavi; yaratıcı, sükunet. Kırmızı; tansiyonu artırıcı, şiddet. Morun sizde uyandırdığı etki ise paha biçilemez.
224 syf.
·10/10
Mor Mürekkep Üzerine Hafif Bir Yazı;

Yazar, "Yaşı kırka geldiği gün, hayatının anlamını bir türlü öğrenemediğini fark eden yazıcı, 'Madem böyle olmuyor' dedi, 'Ben de farklı bir yol tutarak hayatımın anlamını çözerim, hayatımın ve böylece hayatın anlamını." diyerek Mor Mürekkep serüvenini başlatırken okuyucuya biraz ipucu veriyor bu kitabı neden yazdığı ve okuyucunun bu kitabı neden okuması gerektiği hakkında.

Beş kısma ayırıyor yazılarını/hayatını ve her kısımda binlerce pencere açıyor okuyucuya hayat hakkında. Yazıyor, okutuyor; hayatının anlamını kavrıyor, hayatın anlamını kavratıyor...

Hayatın sadece beş harften ibaret kof bir kelime olmadığını anlatıyor her satırında.

Sadece tek bir anlamı karşılayan bir kelime olmadığını anlatıyor satırlarındaki tahtına oturtulduğunda.

Arapça'daki 'Elif' harfi gibi, yanına eklenen her harfle farlı bir anlama bürünebilen bir kelime olduğunu kavratıyor.

"Mürekkep neredeyse tarihe karışıyor." diyerek hayatı mor mürekkeple karıştırıp tarihin hayatın ta kendisi olduğunu kavratıyor okuyucuya.

Kays'tan (Mecnun) Yusuf'a, Ekho'dan İsa'ya, Hamlet'ten Hüsrev'e, Puşkin'den Edhemoğlu İbrahim'e varana kadar yüzlerce kişiyi misafir ediyor satırlarında, sabit kalemlerin kağıda düştükten biraz sonra rengini mora teslim etmesinin ispatı ve mor mürekkebin nasıl hayatı yansıttığını göstermek için.

Eser hakkında bir şeyler söylemek çok mümkün değil ve açıkçası yazarın kalemine dil uzatmak da haddim değil. Yine de ben işte, haddim olmayarak bütün bunları yazdım. Bibliofili olarak edinmem gereken dersleri edindim ve mor mürekkep ile bu kelimeleri satırlara dizerek ölümsüzleştirdim.
224 syf.
·40 günde
Mürekkep.. Mor mürekkep. Aramaya kalkışsanız kırtasiyeci, yüzünüze bir garip bakacak. Yine de ben işte, bütün bunları yazdım. Yazdıklarımın bir kısmını kalemime mor mürekkebi çekmeden evvel ben de bilmiyordum, yazarken öğrendim. Bir kısmını ise biliyordum. Keder gözyaşlarının mor olduğunu biliyordum örneğin.
İkiye katlanmış kağıtlar arasında bir damla mor mürekkebin bıraktığı lekelerle oyalanan bir çocuktum. Buyrun işte burası benim içim.

Nazan bekiroğlu..Naif yazar diyorum ben ona.bizi böyle davet ediyor kitabına. Hemen hemen her sayfasında alıntı aldım diyebilirim.Kelimelerle dans eden kadın, ilk kitaplarından biri Mor mürekkeb, okurken aşama aşama nasıl çok daha iyi olduğunu görebiliyorsunuz.
Sizde Nazan bekiroğlu kalemini sevenlerdenseniz mutlaka okuyun. Hiç okumadıysanız eksiğiniz çok :)

Keyifli okumalar.
224 syf.
·3 günde·6/10
Kitabı okumaya ilk başladığımda sıkıldım açıkçası ama "Eşik" bölümüne geldikten sonra keyif almaya başladım ve kitap çok hızlı ilerledi.. Her başlıkta farklı bir konuyu ele alıp o konunun içinde de bir çok şair ve yazardan onların roman, hikâye ve şiirlerinden örnekler vererek farklı bir hava katılmış. Kitabın sonuna gelmeden bazı yerler yine sıkıcı geçse de sonunu güzel bağlamış. Okunası kitaplardan :)
Yitirilmiş kentlerde bıraktığım kendimi aramam bunca yıl sonra, sonra aranılacak bir ben daha bırakarak kentin kapılarından çıkmam....bulmak, yitirmekten büyük... yitirmem nakkaş olduğumda...bulmam nakkaşlığımdan.
224 syf.
·7 günde·8/10
İlk Nazan Bekiroğlu kitabımdı. Doğru kitaptan mı başladım onu okumaya bilmiyorum ancak geç kalmışım sanırım. Eski Türkçeyi kıvamında kullanması ve unuttuğunuz ya da bilmediğiniz kelimeleri öğrenmek onu okurken ayrı bir haz verdi bana. Mor mütekkep makalelerinden oluşan bir kitap. İlk fırsatta romanlarını da alıp okumayı düşünüyorum. O zaman onu daha iyi tanıyabilirim diye düşünüyorum. Ama bu kitapla da okunması gereken yazarlar listeme girdi.
224 syf.
·7/10
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve ben hayatımda ilk kez bir kitabı okurken sanki şiir okuyormuşum hissine kapıldım. Şimdi diyeceksiniz şiir de nereden çıktı, ne şiiri Allah aşkına. Divan şiiri tabi ki. Özellikle kitabın sonlarına doğru kesinlikle bir divan şairinin elinden dökülen bir divan şiiri vardı ellerimde.
Kitabın sonuna doğru yazarın bir başka kitabına daha eş zamanlı başladım ve yazar orada diyor ki kahramanının ağzından:" Şu anki şuurumuzu alacağız yanımıza. Aksi halde bu yolculuğun hiçbir anlamı olmaz ki. Her şey gelip, bilmekte çözülürdü. " İşte ben bu sözü bu kitap için kullanacağım. Kitapta bilmek en önemli kelime haline geliyor, kitap yazarın bilgi birikimine erişebildiğiniz ölçüde anlam ve değer kazanıyor.
224 syf.
·8/10
//
"Sudan sebeplerle yitiririz su gibi aziz şeyleri çoğu zaman."

Güzel ve şiir tadında bir kitap daha sona erdi. Nazan Bekiroğlu'nun Mor Mürekkep kitabı; deneme türünün sıcaklığı ve samimiyetinin yazıya dökülmüş hali. Kitapta Nazan hoca birçok şair ve yazardan alıntılar yaparak oldukça zengin bir hale getirmiş bu güzel eseri. Tabi bunda yazarın geniş kelime dağarcığının da rolü çok büyük. Buram buram edebiyat kokan derin ve dingin bir kitap. Okumayanlara tavsiye ederim.
Ziya Paşa diyor ya, insanın ihtiyacı bir lokma ekmek iken, bu keşmekeş-i derd-i ihtiyaç neden?
Dünyayı bensiz kılmıştım da beni dünyasız kılamamıştım. Olmadı kısacası. Yokluğun yolu bilinmemekten değil, bilmemekten geçiyordu, anladım.
Neden yokluklarında bıraktıkları boşluk, varlıklarıyla doldurdukları yerden bunca geniş? Her defasında kendimizi de çoğaltarak ilâve ettiğimizden mi?
Klişe dua makbul değil. Kabuk ve ezber daima sözün mahiyetinde tehlike. Bu yüzden dua hep aynı kalmamalı. Daima yeni olmalı. Yeni idrakle, yeni hisle, yeni psikolojiyle. “Yalvararak ve yüksek olmayan bir sesle”. Ve her defasında yeniden hissederek. Ve kelâm olmanın ötesinde. Hâl içre. Söyle. Kalbinin üzerinden geçiyorken her şey. Sen kalbinin altında kal ve hecele.

Çünkü dua ve aşk “bir daha” değildir. Hep yenidendir.
Fakat aynı kelimeleri kullansalar da söyledikleri şey birbirinin aynı değil. Çünkü birinde kelimeler yaşantının ifadesi, diğerinde yaşanmadan sezilenin.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mor Mürekkep
Baskı tarihi:
Aralık 2004
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753626880
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Baskılar:
Mor Mürekkep
Mor Mürekkep
Mor Mürekkep, birbirinden bağımsız konulardan bahseden ama bütünü dikkate alındığında ortak bir ruh etrafında öbeklenen denemelerden oluşuyor. Kimi zaman bir renk, kimi zaman bir kitap veya bir şahıs, kimi zaman da edebi bir sanattan hareketle farklı zaman ve duygusal iklimlerde kaleme alınan bu denemelerde her şeyden önce kıvrak ve akıcı bir Türkçe, bilgi dağarcığınızı zorlayan ve harekete geçiren bir birikimle karşılaşacaksınız. Mor Mürekkep’in çağrışımları okkasında duramayacak kadar zengin ve derin.
(Tanıtım Bülteni'nden)

Kitabı okuyanlar 648 okur

  • Havfureca
  • Seval ESEN
  • Meyrem Karadeniz
  • Kübra
  • Tolga KARA
  • Seçil Büyüköztürk
  • Özlem aslan
  • Hilal metin
  • Aysenur akkaya
  • Fatma Nur

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6
14-17 Yaş
%3
18-24 Yaş
%17.3
25-34 Yaş
%42.1
35-44 Yaş
%21.8
45-54 Yaş
%5.3
55-64 Yaş
%2.3
65+ Yaş
%2.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%77.1
Erkek
%22.9

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.9 (39)
9
%18.6 (26)
8
%32.9 (46)
7
%10.7 (15)
6
%6.4 (9)
5
%0.7 (1)
4
%2.1 (3)
3
%0
2
%0.7 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları