İnilti (Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler)

·
Okunma
·
Beğeni
·
13,6bin
Gösterim
Adı:
İnilti
Alt başlık:
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler
Baskı tarihi:
1964
Sayfa sayısı:
132
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Matbaa Teknisyenleri Basımevi
“Bedia Tuncer’in Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde çalışırken derlediği “Akıl Hastalarının Yazdığı Şiirler : İNİLTİ” kitabı aslına olabildiğince uygun olarak yeniden daktilo edilip, yeniden dizilip; kapak eklenerek 2013/Eylül ayında dolaşıma sokulmuştur.”
132 syf.
·2 günde·10/10
Bedia Tuncer.

Kocaman yürekli dev kadın.

1960’lı yıllarda Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde personele okuma yazma kursu verirken gönüllü olarak akıl hastalarına da kucak açan iyilik meleği.

Bizlerin yaptığı gibi akıl hastası birini görünce adımlarını hızlandırarak oradan uzaklaşmamış, onlara belki de hiç tatmadıkları sevginin, şefkatin şiirini okutmuş, belki de yazdırmış. İyi de yapmış. Yüreğine sağlık.

Akıl hastalarının ortak noktaları nedir biliyor musunuz? Kendi özellerini kimseye açmak istememeleri. Hepsi içinde yaşamak isterler herşeyi. Bu elleri öpülesi kadın yürekten bu kadar ne yapmış ki, kimisi vefasız bir sevgili yüzünden, kimisi ailevi sorunlardan, kimisi yokluktan akıl hastanesine düşen bu insanlar gizli gizli yazdıkları şiirlerini ona sunmuşlar. Gerçi şiirleri okuduğumda akıl hastası onlar mı, yoksa ben miyim bilemedim ya. Belki okuyunca siz karar verirsiniz.

Peki bu kitabı neden sevdim biliyor musunuz? Saflığı, açık yürekliliği, sevginin en masum halini taşıdığı için. Şiir yazarken şairler çevreyi gözlemler çoğu zaman. Yani yazdıkları, çevredeki olayların kendilerine yöneltilmesinden ibarettir. Çoğu şair de zaten kendi hayatını hiç yazmaz. Çevresini kendisine yontar diğer bir deyişle. Ama bu insanlar direkt olarak kendilerini yazmışlar çevrelerine odaklanamadan. Katkısız, orijinal. Zaten bir akıl hastanesinden hangi çevreye odaklanabilirler ki?

Hayatımda ilk defa bir kitap ile konuştum ayrıca. Evet bana deli diyebilirsiniz ama konuştuk işte. Sesini, sıcaklığını, bakışlarını, iniltisini hissettim kitabın. Ve ne mi söyledi bana? "Hastaneye düşmeden önce insanlara sevgi ve değer vermelisin." dedi. "Çok geç kalmadan…"

Sonra bu kitabı okurken ne kafiyeye baktım, ne serbestliğine, ne hece veznine, ne de redifine. Bu kitabı okurken yüreğe baktım. Hislere, duyumsamalara, pişmanlıklara, sevgilere, ihanetlere, iniltilere baktım.

Bir de kendi insanlığıma…

Saygılarımla...
309 syf.
1961-1964 yılları arasında Bakırköy Akıl ve Sinir Hastanesinde personel yetiştirme amacıyla görev yapan öğretmen Bedia Tuncer'in hastanede bulunan hastaların sevgilerini, nefretlerini, üzüntülerini, acılarını, özlemlerini, haksızlığa karşı direnmelerini, iyiliği kabul edip kötülüğü reddetmelerini anlatan şiirlerini topladığı bir kitap olmuştur.

Bu şiirleri okurken çok üzüldüm, hayat iyi insanlar için gerçekten cehennem gibi. Ayrıca ben ''deli'' kelimesini sevmiyorum. Bu hastaneye gidenlere o gözle bakılıyor çünkü. Sadece yorulmuşlar, çok yorulmuşlar... Ama ne yazık ki insanlar başkalarının verdiği savaşları bilmeden, akılsızca hareket ediyorlar.

Bu kitabı bayağı bir zamandır arıyordum, aslında basım yapılmıyor. Kitap fuarında denk geldim, başlığı çok etkiledi beni. İyi ki aldım, okudum.

Ne olacağımızı bilemeyiz, hayata devam ederken nasıl bir son bizi bekliyor bilmiyoruz. Kimseyi incitmeyelim, düşünelim...
132 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Bedia Tuncer akıl hastahanesinde çalıştığı dönemde fark eder ki bazı hastalar yazı ile hislerini dile getirme kabiliyetine sahiptir. Durum böyle olunca yayınlamaya değer şiirleri derler ve ortaya bu kitap çıkar.

Çok keyifli bir kitap. Bazı şiirler eğlenceli. Bazı şiirler hüzünlü. Okurken duygudan duyguya girdim.
Demek ki neymiş; şiir yazmak için gereken akıl değil, kalpmiş...

Kitap çok eski basım olduğu için bulunması oldukça zor. Ben epub olarak okudum ama alıp okumak isteyen olursa nadir kitaptan 800 tl'ye alabilir. Hatta 2 bin tl'ye satan da var. (O paraya kitap mı alınır? Şok oldum valla.)
Bence siz en iyisi e-kitap olarak okuyun. ")

Keyifli okumalar...
132 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
"Bir delilik, bir çılgınlık, bir hoppalıktır gidiyor." - Peyami Safa

Bedia Tuncer 1961-1964 yılları arasında Bakırköy Akıl ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde personeli yetiştirme amacıyla görevlendirilmiş. Buradaki insanlara yardım etmek ve ayrı dünyalar yaşayan hastaların yakınında olmak onu derinden etkilemiş ve aralarında hislerini yazı ile şiir ile dile getirenlerin bulunduğunu fark edince bunları derleyerek İNİLTİ adlı şiir kitabını çıkartmış. Böyle güzel bir işe baş koyan Bedia hanıma teşekkür eder o kocaman yüreğinden,ellerinden öperim.
Kitap 1964 basım olduğu için yeni baskısı yok ben e-kitap şeklinde okudum. Bu şekilde okuyabilirsiniz siz de , zira nadirkitapta 1000-1500 lira gibi bir fiyatı var.

Edebi anlamda mükemmel şiirler okumalıyım kaygısıyla okumayın bu şiirleri. Yazanların da öyle bir kaygısı yok zaten. Ne hissediyorlarsa onları yazmışlar ve içlerinde çok başarılı şiirler de mevcut. Acılarından, sevgilerinden, nefret ve üzüntülerinden, özlemlerinden bahsediyor onlar. Futboldan bahsediyorlar mesela, kadınların futbol oynamasından, kendi oluşturdukları gönülspor takımından...

Bu hastaların dünyasını tanımak farklı bir histi ve onların sanılanın aksine ‘’deli’’ ve unutulmaya mahkum insanlar olmadığını gördüm bu şiirleri okurken. En çokta dilimizin ucuna gelipte söyleyemediklerimiz var ya , işte o söyleyemediklerimizi gördüm. Bu şiirleri yazanların kimi deliydi, kimi deliliğe vurmuştu, kiminin ise deliliği tutmuştu.

Ama neydi delilik?..
Cesaretli olmak
Çılgın olmak
Hoppa olmak
Aşık olmak
Kopmak
Gözden çıkarılmak
Zayıf olmak
Dişlenilmiş olmak
Mahkum olmak
İncitilmiş olmak
İşlevsiz olmak
Çaresiz kalmak
Kurban edilmek
Direnmek
Kenara atılmak
Tuzağa düşürülmek
Boğazlanmak
Şoklanmak
Elektrik verilmek
Hayatın sillesini yemek
Kudurmuş olmak
İşe yaramaz olmak
Utandırılmak
Canına kıymak
Esir olmak
Ezilmek
Bükülmek
Biçilmek
Unutulmuş olmak
Sevmek ama en çokta sevmek
Nalan değil hicran olmak
Günde 16 paket sigara içmek
O kadar sigaranın üzerine bir de farklı bir giyim tarzına sahip olmak
Adı deli,ama Veli olmak
Tımarhaneli olmak
Şizofreni olmak
Hasta olmak
Taburcu olmak
Her şeye rağmen direniyor olmak idi
.....

Beni hüzünlendiren şiirler olduğu gibi, gülmeme vesile olan şiirler de vardı. İçlerinden en sevdiklerimden ve beni gülümsetirken hüzünlendiren bir tanesini buraya bırakıyorum.

...........

TABURCU

Üsküdar gözümde tütüyor burcu burcu
Artık beni taburcu edin taburcu
Elimde Hürriyet gazetesi yıldızıma bakıyorum.
Burcum da, yay burcu

Üsküdar’daki odamda hayalimin bir ucu
Aklımda tek bir kelime taburcu
Elinde Hürriyet gazetesi
Yıldızıma bakıyorum burcum da yay burcu
İstiyorum ki bütün yıldızlar desinler taburcu

Beti şimdi bir acayip alemde yolcu
Bir otobüs seferinde düşüncelerimin ucu
Türkçe ’de en sevdiğim kelime taburcu
132 syf.
Her harfinin hikâyesini merak ettiğim anılar çevreledi 60'lara yolculuk ederken. Kimi zaman koyu kimi zaman kopuk, her hâliyle bir bütün oluşturma kaygısı güdülmeden kaleme düşmüş nefeslerden birer canlı fikir..
Akıl bölünmeden okunmasında fayda olabilecek bir yapıt. Biraz dikkatli gidilirse eğer sözlerin üstüne tatlı bir esinti bekliyor bunu bildim.
Okumadan önce mümkünse biraz aklınızdan feragat etmiş olunuz.
Bu şiir çıplak bir gerçek olarak bilinmeli:


Taburcu olmak İçin kullanmalı dümeni
Aşkımın şiddetinden koptu gönlün freni
Doktor beni sanıyor hâlâ şizofreni.

24-A servisinden R…G…Ö…
Prot. No. 963/323

Günde 16 paket sigara içen hastanın şiirlerinden biri daha. Bu hastanın sigara içişi kadar giyinişi de
enteresandır.
132 syf.
·2 günde·8/10
Çok eski bir kitap ama Herkesin okumadığı ve belki okumayacağı kitaplardan gözükebilir. Ilk başta benim dikkati mı çekti okumaya başladım. Şiirlerin akıl ile değil kalp ile yazılacağının en iyi örneği bana göre..
132 syf.
·Puan vermedi
1961-1964 yılları arasında, Bakırköy Akıl ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde personeli yetiştirme amacıyla MEB tarafından gönderilmiş olan Öğretmen Bedia Tuncer'in derlediği, hastaların şiirlerinden oluşan bir şiir kitabı.
Hastaların sevinçlerini, üzüntülerini, acılarını, özlemlerini, aşklarını, hayat telaşlarını anlayabilme hissedebilme olanağı sunulmuş bir kitap.
Bazı şiirleri okuyup tebessüm ederken, bazı şiirler de hüzünlendirdi beni. Hastaların kendi şiirleri olması ruhlarına açılan küçük bir pencere gibi bir şey.

"Ey insanlık etrafınıza bakınız,
Milyonlarca delinin ızdırabıyla
Daha çok alâkalanınız!"
132 syf.
Delilik var olan bir aklın yitirilmesi midir yoksa var olan aklın, toplum normlarının baskı ve dayatmalarına tahammül edemeyip kabuğuna çekilmesi mi? Kendi kişisel algımızla olageldiği şekliyle yargıya varılıp ötekileştirilen ve sıyırmış denilen bir kitle midir deliler? Yoksa yaşamayı bildiğimizi sandığımız biz akıllı,parlak zekalı ve eşsiz bir dimağa sahip insanların yaşamayı bilmiyor denilip aklımızı, zekamızı kanıtlamak istercesine ve sanki "Bakın onlar akıl hastanesinde ve deliler, biz ise dışarıda ve akıllıyız" demek istermiş gibi tımarhanelere tıktırdığımız bir kitle midir?

Kendini tamamen akli dengesi yerinde olarak nitelendirmeyecek kadar akıllı insanların olduğunu ve bu konu üzerinde düşüneceklerini umarak yazıyorum bu incelemeyi. Tüm bu soruları siz "akıllı" insanlardan kendinize sormanızı ve samimi bir şekilde cevaplamanızı istiyorum. Bu soruların cevapları eminim ki kitabı okuduktan sonra değişecektir ki yazarın amacı da tam da bu.

1961-1964 yılları arasında Bakırköy Akıl ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde, personeli yetiştirme amacıyla Milli Eğitim Bakanlığı tarafından gönderilen Bedia Tuncer hocamızın oradaki hastalara kendi deyimiyle "...onların sisli bulutlu dünyalarına nurlu ve ışıklı küçük bir pencere açabilmek..." amacıyla yazdırdığı şiirleri derlediği bir kitap İnilti.

Unutulmuş ve gözden çıkarılmış bu insanların aslında unutulmaya mahkûm olmadığını şöyle açıklıyor Bedia Tuncer: "Onların dünyasını tanımak, bana onların hiç de sanıldığı gibi tamamen unutulmaya mahkûm insanlar olmadı gerçeğini kabul ettirdi."

Bu masum kitlenin "İnilti"lerini bizlere iletmeyi amaçlayan Bedia hocaya ne kadar teşekkür edersek az açıkçası. Çünkü genelde karşılaştığımızda hızlı adımlarla onlardan uzaklaşma gereği hissettiğimiz ve vahşi bir hayvanın önünden geçiyormuş gibi yolumuzu değiştirdiğimiz duyulmaya ihtiyaç duyan bu insanların ilgi, samimiyet ve umut taşıyan iniltilerine kalender bir tavır takınıyoruz çoğunlukla. Bu bakımdan kitap onların da aslında kaçılması gerektiği kadar deli olmadığını, bizim de onlardan kendimizi soyutlayacak kadar akıllı olmadığımızı hatırlatıyor bizlere.
Carl Lung'un dediği gibi:" Bana akıllı bir adam gösterin, sizin için onu iyileştireyim." Bir Bulgar özdeyişi de şöyle destekliyor Lung'u: " Delilere çan takmaya kalksalar, demirin kilosu yüz milyon olur."

Beni etkileyen ve bir tımarhane ile bizim normal şehir ortamının tersliğini gözümün önüne seren bir -hasta demek istemiyorum- hastane üyesinin biz akıllılara verdiği öğütlerden oluşan şiirinden bir kesit paylaşmak istiyorum:
" Sakın üzülmeyeceksin haline şükredeceksin
Yolunu şaşırmayıp doğru yoldan gideceksin
Fazla coşarsan eminim buraya geleceksin
İnan ki kahredip kendi kendini yiyeceksin
Pişman olup neden buraya geldim diyeceksin."

Bir deli için deli olduğunu kabul etmesi ve ondan öncesi birbirinden ince bir çizgiyle ayrılıyor. Tıpkı deha ile deliliğin ince bir çizgiyle ayrılması gibi... Bizler de bu çizgiyi silmemiz gerektiğini savunan Oscar Levant gibi bu çizgiyi silip deha ve deliliğin aslında bir bütün olduğunu ve bu sentezin dahilik için bir avantaj olduğunu kabul edebiliriz. Avantaj diyorum çünkü yaşadığı döneme göre kilisenin yalan dayatmalarından sıyrılarak doğruyu arayan Galileo de deli sayılıyordu. Çünkü herkesin düşündüğü gibi düşünmüyordu. Eğer Galileo'nun onu kilisenin karşısına çıkaracak ve sonunda onu idama götürecek bu " deli cesareti " olmasaydı insanlık tarihi yıllarca kilisenin yalanları üzerine yaşayacak ve kilisenin itibarı uğruna doğrular ve bilimden uzak kalacaktı. Arapların Hz. Muhammed'e mecnun(deli) demesine o zamanki toplum inansaydı, şimdiki delilere yaptığımız gibi tımarhaneye tıksalardı günümüzde müslüman nüfusu 1.57 milyar olabilir miydi? Tüm bunları delilik durumunun da herkesçe kabul edilen bir durum olmayabileceğini açıklamak için anlatıyorum.

Deli dediğimiz insanlar ilkin deliliğini inkar etmeye ve beyinlerini bunun olup olmayacağına dair bir ikilemle temize çıkarmaya çalışıyorlar. Biz ise akli dengelerini yitirmeleri sürecini hızlandırmak için onları tımarhanelere kapatıyor ve buna da gerekli bir tedavi yöntemi gibi bakıyoruz. Oysaki onların ihtiyacı olan şey akıl hastanesine alıştırma ve bu alıştırma sırasında giderek kotüleşmelerini ağır depresyon ilaçlarıyla önlemeye çalışma evresinden önce sevdikleri tarafından beyinlerindeki bulanıklığın sevgi ve alaka ile giderilmesi. Yakınımızdaki aklı az da olsa bulanmış insanlara hepimiz depresyon ilaçları ve psikiyatri bölümünü önermeden önce böyle davranabilirsek tımarhanelere gerek kalmayacaktır ve bir delinin
"Artık sen ağlatma güldür Allahım
Derdimi dertsize bildir Allahım
Buraya düşmüşü güldür Allahım
Ben yaralı bir kuşum
Bana çok çektirme öldür Allahım."
şeklindeki feryatlarıyla karşı karşıya kalınmayacaktır.

Kitap dili pek ağır olmadığı ve uzun olmadığı için sıkılmadan hemen bitirebileceğiniz bir kitap. Bazen güldüren, bazen hüzünlendiren, bazen karamsar bir hale sokan, çokça da düşündüren ve çok şey öğretebilecek bir kitap. Bana göre iki saat ayrılıp okunması gereken ve o iki saati ayırmaya kesinlikle değer bir kitap. Bazı şiirlerin bir deli tarafından nasıl bu kadar güzel yazıldığını hayret ve biraz da şaşkınlıkla karşılıyorsunuz. Çünkü kendinizin bu kadar güzel yazabileceğinizden şüpheleniyorsunuz hatta bazı şiirlerin altına Orhan Veli yazıp paylaşılsa dahi pek fazla dikkat çekeceğini sanmıyorum. Tabii ki Orhan Veli kadar olduklarını iddia edemem ama küçümsenecek gibi de değiller. Ve tüm bunlardan sonra delilerin o bulanık fakat kesinlikle aptal olmayan dünyasını merak ediyorsunuz.
Peyami Safa'nın şu alıntısıyla incelememi bitirmek istiyorum:" Delilik şüphesiz aptallıktan iyidir. Delilik var olmuş bir zekanın yok oluşudur; aptallık, var olmamış bir zekanın var olmamaya devam edişidir. Deliliğin hiç olmazsa mazisi şanlı. Aptallığın şerefli bir tarihi bile yok."

Ayrıca deliliği konu alan Beautiful Mind(Akıl oyunları), Shutter İsland(Zindan Adası) ve One Flew Over the Cuckoo's Nest (Guguk Kuşu) filmlerini de izleyebilirsiniz. Bu konu hakkında oldukça bilgilendirici filmlerdir.

Buraya kadar okuduysanız gerçekten teşekkür etmek istiyorum. Çünkü biraz uzun bir inceleme oldu:) Umarım faydalı olabilmişimdir.
Keyifli okumalar.
132 syf.
KİME DELİ DENİYORDU? ANLAŞILMAYAN RUHLARA..

Bu kitabı ilk okumayı düşündüğümde, içeriğinin absürt saçma olabileceğini düşünmüştüm. Ancak kitabın ilk şiiri Nalan'ı okuduktan sonra bir heyecan oluştu bende. Gerçekten bunu yazan bir deli miydi? Hayır hayır! Bu şiiri yazan insanin çok başka bir alemi vardı; biraz sitem, biraz kırgınlık ve bir tutam da hayal kırıklığı vardı ruhunda. Ve devamında gelen şiirler de aynı şekilde dünyanın olumsuzluklarina derin hislerle yazılmış şiirlerdi. Şu anda bu incelemeyi yazarken aslında hem şaşkın hem üzgünüm. Bu yüreği güzel insanlara kim ne yapmış olabilirdi? Kiminin satırlarında aşk acısına, kiminin satırlarında ihanete, kiminin satırlarında ise toplumun nankörlük ve vefasızlığına şahit oldum. Evet, bu insanlar sebepsiz yere "ruh hastası" yaftasini yemiş olmazlardı. Çünkü bir coğrafyada bireyin ruhu hastaysa bu tümden gelim olarak toplumun hastalığına işaret eder. Biz hasta bir toplumuz; çok çabuk ayiplariz! Düşünmeden cümle kurar karşımızda ki insanın ruhuna hastalık oluruz. empati bizim toplumda bir luxtur mesela.
Sağlıklı dedikleri bireyler olarak da, hasta etmesini çok iyi biliriz. Hayır! Sağlıklı bireyler sağlıklı toplumlarda olur. Bu insanlara deli deniyorsa asıl deliler bizleriz!?

Satırlarıma ekleyecek bir çok cümle var aslında. Ancak gel gör ki, kelimelerim düğüm oldu boğazımda, cümle kuramıyorum başka..!!

İncelememe son vermeden önce, Bedia Tuncer hanımın kendi kalemiyle kitabın yazım sürecini eklemek istiyorum:

1961 - 1964 yılları arasında Bakırköy Akıl ve
Sinir Hastalıkları Hastanesinde personeli
yetiştirme amacıyla Milli Eğitim Müdürlüğü
tarafından görevlendirilmiştim. Bu çevreye
yardım etmek ve bambaşka dünyaları olan
hastalan yakından tanımak benim için
kaçınılmaz bir istek olmuştu.

Ödevimin dışında hastalara daha çok yaklaşma
fırsatını bulup aralarında hislerini yazı ile dile
getiren kabiliyetlerin bulunduğunu sezdim. Bu
arada yayınlamağa değer şiirleri derledim.
Onların dünyasını tanımak, bana onların hiç de sanıldığı gibi tamamen unutulmaya mahkûm
insanlar olmadığı gerçeğini kabul ettirdi.

Önünüze serdiğim bu şiirlerde onların da
sevgileri, nefretleri, üzüntüleri, acılan, özlemleri,
haksızlığa karşı direnmeleri, iyiliği kabul edip
kötülüğü reddetmeleri dile gelir.

Bugün yayınlanmasını istediğim bu küçük kitap,
hastalar tarafından her yıl hazırlanan ve 1963
yılında şahsi buluş ve gayretimle spor ve şenlik
bayramı programında yer alan halk türküleriyle
süslenip renklendirilerek yapılan beden
hareketlerinin bir parçası sayılır.
Eğer bu kitapla akıl hastalarının eğitimi alanında
küçük bir hizmet yapabildimse, onların sisli
bulutlu dünyalarına nurlu ve ışıklı küçük bir
pencere açabildimse, bu benim için büyük mutluluk olacaktır."

Okur olarak, yüreğine, emeğine sağlık güzel insan diyorum.

Son olarak sizde, bu nadide şairlere akıllı, kendinize de deli diyorsanız bu kitabı okumadan ölmeyin :)

Keyifli okumalar..
Adamlar arasında adamın biri
Güpe gündüz adamlar arasında elinde fener
Bir şeyler arıyormuş.
Adamlar arasında adamlardan bir diğeri
Adı İskender
Merakla dönmüş
Ne aradığını sormuş
Adam adamları göstermiş
- Adam arıyorum demiş.
Tabii adam haklı
Adam adama meraklı.
Bedia Tuncer
Sayfa 69 - Epub - 13. servisten M...K…
Zorba kız kaçırır
Kamarot kurşun kaçırır
Karaborsacı döviz kaçırır
Zengin hanım kürk kaçırır
Ağa koyun kaçırır
Orman eşkıyası kütük kaçırır
Ve sonunda kaçırmak için bizlere
Elbette akıl kalır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İnilti
Alt başlık:
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler
Baskı tarihi:
1964
Sayfa sayısı:
132
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Matbaa Teknisyenleri Basımevi
“Bedia Tuncer’in Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde çalışırken derlediği “Akıl Hastalarının Yazdığı Şiirler : İNİLTİ” kitabı aslına olabildiğince uygun olarak yeniden daktilo edilip, yeniden dizilip; kapak eklenerek 2013/Eylül ayında dolaşıma sokulmuştur.”

Kitabı okuyanlar 473 okur

  • Bay D
  • Trante
  • i.
  • Zeynep;
  • Yağmur
  • Özlem Sümerli
  • C
  • Petrikor
  • Kaan Panoptis
  • Ezel

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%29
25-34 Yaş
%41.9
35-44 Yaş
%22.6
45-54 Yaş
%0
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%6.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%54.9
Erkek
%45.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%30.5 (40)
9
%20.6 (27)
8
%18.3 (24)
7
%16.8 (22)
6
%8.4 (11)
5
%3.8 (5)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%1.5 (2)

Kitabın sıralamaları