Adı:
Yol Hali
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
280
Format:
Karton kapak
ISBN:
978-605-114-309-5
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş
Yâ Nakkaş!
Biraz gez, dünyanın hiç kimsenin olmadığını anlarsın. Nereye kök salsan bir başkalık bir yabancılık taşıdığını. Nereye adım atsan sona kaldığını. O zaman anlarsın Âdem’den bu yana bu yer’li olmadığını. O ilk adımın hatırası yerli yerinde bu kadar taze dururken neyi neresinden kurcalasan arkasından bir iğretilik bir sonradanlık çıkacağını. Mülkün Gerçek Sahibi bu kadar zahirken, toprak üzerinde kimsenin kimseye öncelik hakkı bulunmadığını, sadece bazılarının biraz erken geldiğini bazılarınınsa biraz geç kaldığını.
Süslü girizgahlar bulamadım bu sefer, direkt derdime geçiyorum. Ankara artık dayanılmaz bir şehir oldu benim için. Canım seyahatler çekiyor, yol çekiyor, gezmek çekiyor. Ben oldum olası sevdim zaten yolculuk yapmayı. Hatta belediye otobüsüyle eve dönüş yolundan bile zevk alırım bazen (Tabi eğer ayakta değilsem, oturuyorsam :D) Ama işte gidemiyorum bu şehirden uzağa, koşullar uygun değil. Günübirlik bi yerlere gideyim bari diyorum, o bile olmuyor çünkü yanıma benimle gelecek kimseyi bulamıyorum. Yoldaş olmadan yol kolay olmuyor, bilirsiniz. İçim o kadar çok sıkıldı hiçbir yere sığmıyorum. Daha bir yıl önce "Ben ömrümün sonuna kadar bu mahalleden bile ayrılmak istemiyorum" cümlesini kuran ben olduğum halde; şimdi gencecik yaşıma rağmen bir şehre sığamıyorum, ne değişmiş olabilir? (Cevabı biliyorum aslında ama tecahül-i arif sanatını sevdiğimden sordum, neyse geçelim.)

İşte ne diyordum, canım değişiklik istiyor ama benim tek yapabildiğim okul dönüşü ana caddeden değil de ara sokaktan yürümek -sanki onun da her adımını ezbere bilmiyormuş gibi- Tam da bu ruh hali içinde cebelleşirken Nazan Hoca'nın "yollarına" konuk oldum. Onunla birlikte sadece coğrafi yolları değil, hayat yolunu da yürüdük. Şimdi dalga geçmezseniz bir şey bir şey diyeceğim. İnsanın canı çölden geçmek ister mi? İstiyorum, vallahi de istiyorum! Nazan hocanın anlattığı o susuzluğu ben de yaşamak istiyorum.Sadece çölleri değil, dağları, ırmakları da aşmak istiyorum. Yalnız dürüst olayım bir yerden sonra gezdiği yerlerle ilgili yazdıklarını çok zevkle okumadım çünkü gezi türündeki yazılar okumaktan zevk almıyorum. Gerçi Nazan Hoca normal bir gezi yazısı yazmıyor, gördüğü yerlerin kendindeki yankılarını yazıyor ama yine de çok tarzım değil işte. Sanırım ben "Çok gezen mi bilir, çok okuyan mi?" sorusuna "Çok gezen" cevabını verenlerin tarafındayım. :))

Dedim ya bir de hayat yoluna da konuk oldum diye. İşte onlar o kadar güzeldi ki... Bir yerde Safiye Erol'dan bahsediyor, ilk kez duyduğum bu ismi araştırıyorum, hemen okuma listeme ekliyorum. Başka bir yerde "Baran" isimli İran filmini anlatıyor, o kadar güzel anlatıyor ki gidip izliyorum hemen. (Burada bir parantez açmak zorundayım ki, kesinlikle şiddetle Baran'ı izlemenizi öneriyorum. Filmi anlatmaya kalkışsam bir inceleme uzunluğunu bulur o yüzden hiç detay vermiyorum ama izlediğim en güzel, en saf aşk anlatılarından biriydi.) Nazan Hoca'dan yeni şeyleri öğrenmenin yanında bildiklerime de artılar katıyorum. Cemil Meriç'e, Dostoyevski'ye ve daha nicelerine bambaşka bir gözle bakıyorum -onun değindiği taraflardan.

Okumaktan en çok zevk aldığım kısımlar ise öğrencilerine değindiği yazılardı. Çok ama çok beğendim hepsini; isimlerini andığı, cümlelerini kitabına eklediği bütün öğrencilerine nasıl imrendim anlatamam. Ne şanslılar ki Nazan Bekiroğlu'nun öğrencisi olmuşlar.

Artık yavaştan sonuca geliyorum. Nazan Bekiroğlu okuma etkinliğinde emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. Kitabı okumaya başlarken bu kadar uzun yazacağımı ummuyordum, okuyan herkese de teşekkür ederim. Nazan hoca, "denize yakın durduğunu göğün renginden okumayı başaran" güzel kadın hep yazsın da biz hep okuyalım inşallah. Hoşça kalın. :)
"Gerçek yolculuk sadece mekanda değil zamanda yapılır." diyen Nazan Bekiroğlu'nun rehberliğinde  nereye gideceğimi bilmeden  eşlik ettiğim yolculuğun sonuna gelmiş bulunmaktayım.
Yine çok zor okuduğum ama büyülendiğim bir kitap oldu.

Nazan Bekiroğlu bu kitabı yazmaya karar verdiğinde bir şeylerden çok sıkılmış, bunalmış olmalı.
"Kimin umurunda simdi acıyı yazıya çevirmenin felsefesi? Dostoyevski? Ya da Sophoklos' in üçlemesi? Her şey öyle yitik ki..."
İşte bu ruh hali... Anlıyorsunuz ki kalem dokunduğu yeri kanatacak.

İlk Cemil Meriç alıyor nasibini. Kendisi bu kadar anlatabilir miydi, kalbinin en gizli köşelerinde kalmış arzularını, hayallerini, çelişkilerini. Bilemiyorum. Ama kendini bu kadar iyi anlayabilen bir insanın varlığından sonsuz mutluluk duyardı.

Sonra hızını alamıyor yazar.
Kah "ırmak unutmaz" deyip Nil'e döküyor içini. Kah Ölü Deniz 'e dalıp Köln katedralinin önünden çıkıyor. Kah bir rüzgar olup Çanakkale'ye esip, şehre cesedi çiğnenerek girilip işgal edilen Hector'un selamını yıllar sonra "Geldikleri gibi giderler "diyen Mustafa Kemal ve askerlerine ulaştırıyor.
Sarıkamış 'a varıyor. Askerleri bağrında taşıyan dağa dönüşüyor. Öyle ki en üşüdüğünüz ana hayalen gidip "soğuktan ölmek" kavramını anlamaya çalışıyorsunuz.
Gitgide cümleler ağırlaşıyor. Geçit vermiyor. İtiraf etmeliyim ki artık ilerletemeyince kitaba bir kaç gün ara vermek zorunda kaldım.

Derken kitabın seyri değişti. Yazar dokunduğu yeri kanatmayı bırakıp yaralarını sarmaya başladı.
Nasıl mı?
En sevdiklerini hatırlayarak...
Vefat etmiş anne babasını, ögrencilerini, arkadaşlarını hatırlayarak, onlara içini dökerek...

Vefat eden bir meslektaşına:

"Söz aramızda hocam, bir zamansızlık zamanında bu yazıyı okuyacağınızdan emin olmasaydım tek satır yazamazdım. Ve sizin için yazdığım ilk ve tek yazının da bu olmasına dayanamazdım." dediği satırlar ...

Kaç defa düştüm kelimelerinin derin kuyularına da geri çıktım bilemiyorum. Zor bir kitaptı benim için. Ama artık eminim ki bu insanın kelimelerinde farklı bir tat , farklı bir büyü var.
Ve yine eminim ki bu yazar en son kelimesini söyleyene  kadar ben onun bir yol arkadaşı, kaleminin büyülenmiş bir aşığı olacağım.

İyi okumalar dilerim...
Yarım bırakmayı bile düşündüğümü itiraf ederek başlamak zorundayım. Fakat şöyle de bir gerçek var ki Nazan Bekiroğlu’nu okuyup tekniğine, bilgisine, kültürüne saygı duymamak mümkün değil. Nar Ağacı’nı okuyanlar hatırlar Settarhan ile Batum’a, Tiflis’e, Yezd’e ; İsmail ile Çanakkale’ye uzandık ve kitabın insanı bu denli içine çekişindeki en önemli sebeplerden biri belki de aynı yollara yazarın bizzat kendisinin de düşmesiydi. “Yol Hali”, Nar Ağacı’nın ön hazırlığıymış anlaşılan. Yazarımız hem İran, hem Çanakkale yolculuğunun gezi notlarına yer vermiş çünkü bu kitapta. Dil aynı güzellikte ama içerik tekrarlanmış gibi geldi bana. Yine de söz konusu Nazan Bekiroğlu olunca sevmedim yazmaya elim varmaz. Diğer kitapları kadar çok sevmedim diyebilirim :)
Artık hiçbir şeye hayret etmiyorum, iyilikten de doğruluktan da yoruldum. Hiçbir şeye eyvallahım kalmadı.

Emniyet kemerim takılı değil, karşıdan karşıya da dikkatli de geçmiyorum. Yol hali bu gidipte dönmüyorum.

Ben çok mutsuzum da farkında değilim galiba...!
siz kalın, ben gidiyorum.
Yolculuğa çıktığım zaman başlamıştım ve yine bi yolculukta bitirmiştim. Kitap edebi denemelerden oluşuyor. Yazarın kalemine bayıldığım için kitabı beğendim. Fakat şimdilik Yazarın okuduğum kitapları arasında son sırada :)
Nazan Bekiroğlu ile kendinize yolculuk yapmak...Mekanlara,tarihe,olaylara ve insanlara farklı bir bakış açısı ile kaleme alınan denemeler çok başarılı.İçlerinden biri var ki 'Çanakkale Hatırası(ki kendisini hâlâ arada bir açıp okuyorum:))';okuduktan sonra bu deneme satırlarını asla unutamayacaksınız : ''Başkayız biz.Başkalığımız işte bu fotoğrafın üzerinde.Biz bu yüzden savaşların dünyaya armağan ettiği 'bunalımlı' nesiller değiliz.'' Şahane...
Nazan hocanın kısa yazılarından derlenmiş bir kitap. Ama öyle naif, öyle sakin.. yer yer ağladığım, yeryer de gülümseyip "vallahi de öyle" dediğim sayfalar.. Hele bir öğrencilerine yazdığı yazı vardır ki, yurtta okumus olmamın verdiği etkiyle uzun süre ağlamıştım.
Bazı sayfalarında içine çekip alan, o mekânlarda bulunduran; bazı sayfalarında ise yalnız kıyısında dolaştıran yol hâli. Nazan Bekiroğlu'nun dili ve uslübu için bile okunmaya değer.
Defalarca sayfaları arasında gezinip uzun bir yolculuğa çıkacaksınız.Yazarin dili kimine göre çok sade olsada kitabın akışı iyi bir deneme okumak isteyenleri davet ediyor.
Nazan Bekiroğlu'nun kalemi dolu doludur.Yazmak için dünyaya gelmiş.Bazı yazarları okurken bir kelimeyi (fesleğen,çay,soba) alıp kitabın sayfası kadar yazıp dururlar ,Bekiroğlu öylemidir ! O size duymadığınız kelimeler katar , alıntılarla dolu bir kitaptansa tenceresinde kendi malzemeleriyle pişirir , tabağınızı ekmekle sıyırırcasına okutur , tarif veriyor gibi her satırın altını çizdirir ..Benim okuduğum ilk kitabıydı, ben çok beğenerek okudum.
Bir kez daha Nazan Bekiroğlu ile sohbet etmiş gibi hissediyorum. Yazılarında her zaman bi samimiyet var. Fakat şunu da söylemeden geçemeyeceğim yer yer sıkıldığımda oldu.
Kitabın "Yol Hali" bölümünde sanki "Nar Ağacı"nı tekrar okuyormuşum gibi hissetim.
Umarım sizler keyif alarak okursunuz...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yol Hali
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
280
Format:
Karton kapak
ISBN:
978-605-114-309-5
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş
Yâ Nakkaş!
Biraz gez, dünyanın hiç kimsenin olmadığını anlarsın. Nereye kök salsan bir başkalık bir yabancılık taşıdığını. Nereye adım atsan sona kaldığını. O zaman anlarsın Âdem’den bu yana bu yer’li olmadığını. O ilk adımın hatırası yerli yerinde bu kadar taze dururken neyi neresinden kurcalasan arkasından bir iğretilik bir sonradanlık çıkacağını. Mülkün Gerçek Sahibi bu kadar zahirken, toprak üzerinde kimsenin kimseye öncelik hakkı bulunmadığını, sadece bazılarının biraz erken geldiğini bazılarınınsa biraz geç kaldığını.

Kitabı okuyanlar 301 okur

  • Yalçın Koç
  • Jacob duran
  • Mustafa Uzunalioğlu
  • Zeynep K.
  • Aynur Köse
  • Zehra GEYLANİ
  • Gökhan Şanlıdal
  • Rumeysa Kaptan
  • Yaprak
  • Verda

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.4
14-17 Yaş
%0.9
18-24 Yaş
%22.4
25-34 Yaş
%44.8
35-44 Yaş
%17.2
45-54 Yaş
%7.8
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%2.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%75.2
Erkek
%24.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%29.4 (20)
9
%11.8 (8)
8
%33.8 (23)
7
%14.7 (10)
6
%4.4 (3)
5
%2.9 (2)
4
%0
3
%0
2
%1.5 (1)
1
%1.5 (1)

Kitabın sıralamaları