Sevim tren

“Sevgi, gündelik hayatın dışında bir kavram değildir. Sait Faik’i anarak ‘Bir insanı sevmekle başlayacak her şey’ diyoruz. Çünkü insan bir kişiyi seviyorsa, gerçekten, sağlıklı anlamda, psikolojik kaçış mekanizması haline getirmeden bir insanı seviyorsa, diğer insanı da seviyordur; komşusunu, iş arkadaşını, çiçeği, kaplumbağayı, kendini de seviyordur. Sevgi, bir tarafa yönlendirince diğer tarafa kalmayan bir duygu değil. Eskiden sanıldığı gibi, kendine yönlendirdiğinde bencil olursun da bir kişi veya sembole yönlendirdiğinde fedakâr olursun gibi yanılgılar çoktan aşıldı. Bir insanı seviyorsan, sağlıklı seviyorsan, sende sevme yeteneği var demektir. Dolayısıyla, milletini, ülkendeki insanları seviyorsan, dünyadaki insanları da seversin.
Reklam
Kül Ti- gin Kitabesi’nde, Orhun Yazıtlarında “Türk, şara yaklaşma!” diye uyarılar bulunur. “Şar”, yani Çin’deki şehir. Türk’ün şehre yaklaşmaması öğütleniyor. Çin’in Türk’ü tatlı sözler ve yumuşak ipek kumaşlarla kandırıp öldüreceğinden söz ediliyor. O dönemin Türkleri yerleşik şehir hayatına karşı da hep soğuk durmuşlardır. Şehre karşıdırlar. Orhun yazıtları sanki koronanin şifresini yollamış
1950 yılında Türkiye’nin nüfusu 21 milyon ve bunun ancak 6 milyonu kentlerde yaşıyor. Köylerdeki 15 milyon insanın yöresel alışkanlıklarla yaşaması, kentlerdeki yaşam biçimi, bunlar büyük ölçüde oturmuş özellikler gösteriyor. Sonraki kuşaklarda kabaran dev göç dalgasıyla memleket korkunç bir sarsıntıya uğradı. Sanki içinde nohutlar, pirinçler, birbirinden ayrı halde çeşitli nesneler bulunan kabı korkunç biçimde çalkalayıp hepsini iç içe geçiriyorsun. Hem nüfus çok kısa bir sürede 21 milyondan 50 milyona, 70 milyona çıkıyor, artık 80 milyonu da aştı, hem de artan nüfusun çok büyük bir kısmı kentlere göç ediyor.
Bir söz vardır: Bir ülkede ne kadar çok banka şubesi görürseniz ekonomi o kadar bozuk demektir. Bu söz kültür alanı ve eğitim için de geçerli. Eğer apartman üniversiteleri açılmaya başlanmışsa, ortalık anadilini telaffuz edemeyen profesörlerle, doçentlerle doluysa, o ülkede bilim, eğitim bitmiş demektir ki şimdi biz o haldeyiz.
Gülmek küçümsenir, ama tatlı dil onaylanır çoğu zaman. “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” denilmiştir. Aslında “Tatlı dil” adı altında övülen şey, çıkar için, karşındaki insanı bir fayda uğruna ikna etmek için sahte ilişkiler geliştirmektir.
Reklam