Ne gökyüzü sarhoş ne akşam
Yalnızca türkülerde
Bıçaklanmış bir özlem gibi yaşam
Gülmek için ölmek midir bu
Çoğalmak için bölünmek midir
Kim söyler şimdi bana
Bunca türkünün içinde
Ağıtlarla taşınan bu yük nedir
Gece geç vakit öldüğünün sabahı
güneşin doğumuna ağlamıştım, bütün yaşam işaretlerine öfkeyle
bu sabah ikinci defa
güneşe bakarak ağladım
bu sabah ikinci defa, niye
Kuyunun orada su dolduruyor
Kaldıracak cenazesi olmayan bir adam.
Senin yalnızlığın ne büyük be adam.
Senin yalnızlığın
bizim yalnızlığımızı seyreltiyor.
Geceleri yatağın olan kanepede öldüğünden beri o
bir leke var ne kadar yıkansan da çıkmaz.
(...)
Huzurda değilsin, büyük cümleler kurmayı bırak.
Ötekine bırakıldı doğurmanın acısı
ölümüyse sen anlatacaksın