Sevim Su

Sevim Su
@SevimSu_yldz
youtu.be/crvLkOt4_VM?si=... Gözyaşı gölüm... Şiir sever, yerleşik yabancı, Dünyaya karşı ağlayan
Yerleşik yabancılık
9/10
·183 syf.··
2026 28. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2026 19:59
Her şeyi yazmıyorum, korkuyorum. yazarsam çok dağılacağım gibi...” Nilgün Marmara'nın bu sözleri, Hislerime çok yakın olanlardan diyebilirim. Her şeyi yazamıyorum, korkuyorum, yazarsam... Ne olur? Ve "uzun bir kara kutuyum... Ölmeye başladıktan bu yana." Ölmeye ne zaman başladım?... Küçüktüm... Yazarımız yaşam ile ölümü birlikte düşünür. Ve açıkçası ayıramıyorum ben de. Bizim burada bahsettiğimiz ölüm, toprak altına girmek değil. Yaşamın ölümüdür aslen. Asla aniden kesilen bir soluk değildir. Bazı incelemelerde şairin anlattıklarının anlaşılır olmamasından bahsedilmiş. Haliyle çok da yakınlık kurulamamış. Üzüldüm kısacası... "Beni şiirlerimden anla." deriz normalde. Hayatta anlaşılmayan, şiirde nasıl anlaşılsın ama değil mi? Ateş düştüğü yeri yakıyor, öyle değil mi? Evet... Şiirlere bu yerleşik yabancılık ve anlaşılmamanın tam olarak yansımasıdır. Şunu düşünürsek örneğin, Eğer karşılığım bir hiçse ben de bir hiç olmalıyım. Görünmüyorsam eğer hakikaten görünmez olmalıyım. Duyulmuyorsam sesimi daha da kısmalıyım. Bu, sesin daha da fazla çıkmasıdır aksine, bir şekilde "görün beni" demek isteyiştir, anlayın artık demektir. Ama yine de anlaşılamamak, anlaşılamamak, anlaşılamamak... Yazarımızın şiirleri üzerine bir şeyler daha ekleyecek olursam da, Kelimelerin yazılırken günlük yaşamdan çıkarılıp kendi mânâlarının buldurulduğunu gördüm. Sevgilenmek, hiçlenmek gibi... Ve o hani genellikle bilimlerde kullanılan birincil, ikincil, vs. kelimelerine getirilen -il ekleri burada yine günlük hayatta kullandığımız kelimelere eklenmiş olarak gözlerinize çarpabilir.
Duygu ve Düşünce
Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1977-1987)Nilgün Marmara · Everest Yayınları · 20144,777 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sessizlik...
8/10
·77 syf.··
2026 25. kitabı
Uysal kız hakkındaki düşüncelerimi açmam gerek. Ama önce kendime bir soru sormalıyım. İnsan neden dünyadan kaybolmak ister? Bunu ben de çok kez kalbimde hissetmişimdir. Sonra tabii kalbimde başka bir çok şeyi daha hissetmişimdir. Anlıyorum ki o kız ile adam arasındaki en büyük fark, adamın düşünceden düşünceye dalmasına karşılık kızın kendisi için yaşayamayışından dolayı bence, yegane düşüncesi olan "ölmek" ti. Kızın bu sıkışmış hayattan kurtulmasının başka bir yolu var mıydı bilemiyorum. Kendisini aşıp yapmayacağı çirkin şeyleri bile yapmıştı. Evet daha çok hapsolmuştu. Adam, kaderi değiştirmek için beş dakika geç kaldığını düşünüyordu ama aynı zamanda kız da çoktandır kaybolmak için geç kaldığının düşüncesi içerisindeydi. İnsan bir anda ben öleyim der mi, peki? Beş dakikadan daha fazla bir süre boyunca gururlu adamın düşünceleri, kendisini hapsetmişti. Adamın perdeleri indikten sonraki davranışları ise aslında her zaman düşündükleriydi. Kızın düşündüğü, adamın düşündükleri ve sonunda kısacık bir an... İşte böyle bir hikayeydi. Sessizlik, sessizlik, sessizlik! Sessizlik dayatması, bu bir anlatmadan anlaşılma isteği... İçinde yabancılık var, yorulmuşluk sonra... Belki de hatalı düşüncelere daldım, bilmiyorum. Ama Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Edebiyat
Uysal KızFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202310,8bin okunma
Bilinmeyen Bir Kadın
8/10
·68 syf.··
2026 19. kitabı
Stefan Zweig'a ait okuduğum ilk kitap... Bu hikayenin içerisinde olsaydım evet, bilinmeyen kadına yakın bir kişi olsaydım galiba ona her zaman yol göstermeye çalışırdım. Eminim beni dinlemezdi, eminim her gün ağlardım. Engel olamıyorum diye... Ellerim titrerken Ben de bilinmeyen kadına bir mektup yazardım, eminim ki umursamazdı. Aşkın bir tohum... Onu toprağa koy, üstünü kapat derdim. Sonra, sonra... Çiçek olsun, senin çiçeğin... Bırak bilmesin, derdim. Hatta sezmesin bile. Ama kendini gömme toprağa, bunu sakın yapma! O çiçek seni hep hatırlar, bilinmeyen kadın! O çiçek seni gördüğünde hemen tanır. İnanır mısın? Sevgiyi sevmelisin, bilinmeyen kadın! Sevgiyi sevmelisin! Kendini sevmelisin, aynaya baktığında kendini hatırlamalısın! Bilinmeyen bir kadın... Gelelim hikayemizin durumuna, duruşuna, biçimine... Yazarın bir düşünceyi, acıyı küçük bir hikayede, bir mektupta çok derinden hissettirebilmesi, hakikaten takdir edilmeden geçilmemeli. Başlangıcından itibaren hikaye sürükleyici ve merak uyandırıcıydı. Ve yer yer gözlerim doldu. Sıkıntılı, duygulu haller içerisinde okudum. Akıcı, açık bir dilinin de olduğunu belirteyim. Açıkçası bilinmeyen kadının ailesi sonraki süreçte ne yaptı? Aklımda soru işaretleri var. Onlar da mı unuttu yoksa? Belki de... Evet, tek kişinin yaşadığı çaresiz bir aşk... Mutlak bir aşk... Adanmış bir aşk... Kadın, deyim yerindeyse hayatını adıyor. Ve maalesef R. nin ruhu dahi duymuyor. Kadın özellikle, ısrarla "bilemezsin" diyor. Neden peki? Ancak sezebilirsin! Aklıma takılan şu ki bir yazar, nasıl hayata yüzeysel bakabilir? Nasıl için için düşünmez, dalıp dalıp gitmez. Kurulu bir oyuncak gibi yardıma ihtiyacı olan biri eğer kapısına gelirse bir görevmişçesine yardımını yapıyor ve bir daha asla aklının işi olmuyor. Neden bir kez olsun
Edebiyat
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022266,6bin okunma
Pes Et Sultan
8/10
·144 syf.··
2025 13. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 23 Kasım 2025 13:15
Ne şahin gözlü adam emeline ulaşabildi ne Abutalip ailesine... Evet, Abutalip Kuttubayev'in kaybı daha fazlaydı, evet hem onlar için savaşmış, hem esir düşmüş, hem iftiranın kollarında paramparça edilmiş, sevdiklerinden hiç acıma olmadan koparılmıştı ve bunların hepsi tek sebep için, sadece tek sebep... Dünya'nın sahibi... Şahin gözlü adam yani Tansıkbayev ise bu işten fayda sağlayacak bir maşaydı. Evet, kaybetti... Bence bir gün herkes kaybedecek, bir gün herkes terk edilecek. Hayır, kimse terk edilmeyecek Dünya kendisini terk edecek sahip olmak istediklerimiz varlığını yitirecek ve biz de bizi terk edeceğiz. Göçüp gideceğiz bilmem, Bilmem ki... Belki de tek yapmamız gereken Dünya'dan ellerimizi çekmek... her şeyi ama her şeyi en başta da kendimizi rahat bırakmak... Dünya hakimiyeti arzusu ve savaşlar... Savaş arzusu, ölüm isteği... Peki kimin için? Kendimiz için mi? Biz, neyi taşıyoruz yıllardan yıllara, neyi aktarıyoruz? Nakışçı kadın ve yüzbaşının emre itaatsizlik suçu ve geriye kalan bir bebek... Cengiz Han, bulutunu küstürdün! Pekiâlâ, kitabımız yoğun betimlemelerle kendisini gösteryor öncelikle bunu söylemeliyim. Şubat ayında gün batımı tasviri... Keza Abutalip'in, Alma Ata'dan sorgu için götürülene kadar geçen kısım film gibi gözümde canlandı diyebilirim. Ne kadar betimlemeler çok ve güzel olsa da sanırım biraz olayları takip etmeyi zorlaştıran etkisi var diyebilirim. (Akıcılık) Güzeldi... Durun, sözümü bitirmeden eklemeliyim. Cengiz Han'a Küsen Bulut'tan önce hemen, hemen önce Gün Olur Asra Bedel'i okumanız çok daha iyi olur. Devamı demeyelim de bir parçası demek daha doğru olur. Eğer o zaman için mümkün olsaydı. Bu 136 sayfalık kısım Gün Olur Asra Bedel kitabının içinde olurdu. İyi okumalar...
1000Kitap
Cengiz Han’a Küsen BulutCengiz Aytmatov · Ketebe Yayınları · 202520,1bin okunma
İnsancıklar
8/10
·184 syf.··
2025 12. kitabı
·
44 günde okudu
·
Okunma: 24 Ekim 2025 23:41
Dostoyevski'nin ilk romanı, gençliğinden kalma hisleri... İşte karşınızda iki insancık... Makar Alekseyeviç ve Varvara Alekseyevna... Onların küçücük hem bir o kadar da kocaman olan kalpleri var. Şimdi girişimizi yapalım: Bir kaya düşünün bir yanında Makar diğer yanında Varvara ve kayanın ortasında da mektuplar... Toplumda sürekli hor görülen, ayıplanan bir katip... Kendinden çok utanıyor; üstünden, başından, ayakkabıları mesela tabanı yırtık ama ne önemi var ki, önemli olan saflık değil mi? Önemli olan, temiz bir yüreğe sahip olmak değil miydi? Neden kendinden nefret etmişti? Neden, toplum onu kabul etmiyordu, Varvara Alekseyevna bile? Evet, o adam sevgisini bile örtmüştü kendince hak etmiyordu çünkü parasızdı... Çünkü o, yaşlıydı. Çünkü o, Varvara Alekseyevna'ya az geliyordu. Varvara Alekseyevna, bunca acının ardından onun elini neden bırakmıştı? Bay Bikov da kimdi, nereden çıkmıştı? Kendisini neden gitmeye mecbur hissetmiş olabilirdi peki? Soruyorum: Kalmak varken gitmek nedendi? O son mektubun cevapsız kalışı ve tabii ki karakterlerimizin kendilerine hayırları yokken bile mektuplarla dünyalarını birleştirip bir şekilde birbirlerine destek olmaları... Bu kitabı okurken göz yaşlarımla boğulmama sebep verdi.
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202376,9bin okunma