Bana gönderdiğiniz rüyayı okudum:
"...su hâlâ gidiyordu, kötü bir metafor
oluyordu ben böyle batmam, böyle ıssız
bir ada gibi dediğimde uyanıyordum
daldığım rüyadan, sanki film kopuyordu,
denizler gökyüzünden kopuyordu ve iri
damlalar gibi birer birer adalar gözlerinde
beliriyordu, pek uzun sürmüyordu bu yolculuk,
adalar birer gözyaşı olarak denize
kavuşuyordu, bu tuzlu rüya geceler boyu
gözlerimi dolduruyordu, bilmiyordum ne
kazanacağımı bu metafordan, gece
ne kazanacaktı bu rüyadan? Ben
daha bu rüyanın kıyısında yüzerken
içimde cam yürüyordu, kalbimden önce
zamanın kırıldığını hissettim ve
beni terk ettiğini sevdiğim kelimelerin,
azı gitti çoğu kaldı şimdi
onlarla yetiniyorum ve biliyorum
insan kaybettikleriyle büyütüyor çölü
ve çöl dememek için hayata
deniz, ada, bahçe, yağmur gibi rahiyalı
sözlerle avutmaya çalışıyor yalnızca
bir rüya yüzünden yaşayan o ölüyü..."
bu mektubu rüyanıza cevaben gönderiyorum:
"Hayat kaybettiklerimizden ötürü çöl sanılıyor
oysa hayat kayıplar çölü değil, bence
ve sadece kumdan ve kalabalıktan ibaret,
çöl kumla anlaşılmaz, yalnızlıktır