Aslında insana dair en büyük paradokslardan birisi şu anda olanı kabul etmeden kendimizi ya da șartları değiştiremeyeceğimizdir. Kabul, değişimin ön koşuludur. Bu da dünyaya var olduğu gibi oIması için izin vermek anlamına gelir çünkü ancak dünyayı kontrol etmeye çalışmayı bıraktığımızda onunla uzlaşabiliriz. Bu olduğunda sevmediğimiz şeyleri yine sevmeyebiliriz, sadece onlarla savaşmayı bırakmış oluruz. Savaş bittikten sonra da değişim başlayabilir.
Erkekler hâlâ bu dünyaya hükmediyorlar ve bunun sonucu olarak da dünya yozlaşmış. Güç hâlâ erkeklerde; hükümetler ve medyayı erkekler kontrol ediyor, savaşları da daima erkekler başlatıyor. Erkekler, kadınları; hepimizi eșit gördüklerini düşündürtecek şekilde kandırdılar ama esas eşitlik, dünyanın her yerindeki tüm kadınlar için, hâlâ boș bir hayal gibi.
"Ben de öyle düşünmüştüm," diyor sözümü keserek. "Her şeyin bekleyebileceğini düşünüyorum ama beklemiyorlar. Hayat hiç kimseyi beklemez ve ölüm her zaman ya çok geç ya da çok erken gelir, asla zamanında değil."