Enteresan olan ve nice sosyoloğu ruhen çökerten mesele ise şudur:
" Bu kadar kapalı bir ülkede nasıl olup da sıra televizyon ekranına gelince bagırsaklarına kadar kendini açabilmektedir? Sinemaya gitti diye kızlarını öldüren insanlar nasıl Seda Sayan'ı dekoltesine rağmen komşu kızı yakınlığnda bulur? Oğullarını mümkün olan en erkek biçimde yetiştiren bu insanlar nasıl Huysuz Virjin'i en sevilen gösteri dünyası kahramanı yapabilir? Nihayetinde Hülya Avşar en okumuş yazmış kadınlar da dahil bir ülkenin "kadın modeli" haline gelebilir? Etraftaki karanlığı görmemek için sürekli yanan gece lambasına bakan çocuklar gibi bakıyorlar eğlence evreninin kahramanlarına. Karanlığı görmüyorlar televizyona çıkanlara bakınca..."
Eğer memleketi topluca bir psikiyatr kolfuğuna oturtabilseydik şöyle derdi herhalde:
" Dibe vurmaktan öyle çok korkuyorum ki beni dibe çagıran sesleri duymamak için oyun havalarının sesini açıyorum."
" Erkeklerin ve kadınların kendilerini enine boyuna yaşayamamalarından da kaynaklanıyordur herhalde Türkiye sokaklarındaki hayatın tatsızlığı. Erkeklerin kadınlara av hayvanıymış gibi bakışı, kadınların etlerine işlemiş haklı paranoyaları ve nihayet herkesin her an her yerde bif tehlike çıkabilir hissiyle kesintisiz gerginligi..."