Bir arkadaşıma dedim ki, “Kendini yapayalnız hissettiğinde, hiç kimse seni duymuyormuş gibi geldiğinde ne yapıyorsun?” “Oturup geçmesini bekliyorum” dedi. O anda bu bana gerçek bir cevap gibi gelmemişti ama düşündükçe anlıyor gibi oluyorum.
Denemekten zarar geleceğini zannetmiyorum. Oturdum her şeyin geçmesini bekliyorum Osman.
Niyeyse bu ara seni düşünmeye hep kederle başlayıp neşeyle bitiriyorum. Zamanında, hazır imkânımız varken öyle güzel oyunlar oynadık diye çok seviniyorum. Hayatın insanın elinden neyi, ne zaman alacağı hiç belli olmuyor. Mümkünken gülmek, akarken doldurmak gerekiyor. Baksana nasıl da büyük büyük konuşuyorum. Derdim büyük konuşmak değil de işte, aman ne bileyim be Osman.
John Fowles, Koleksiyoncu’da şöyle diyor: “Onu unutacağımı sandığım da olmuyor değildi. Ama unutmak insanın yapacağı değil, başına gelen bir şeydir ve benim başıma gelmedi.”
Rus romanlarındaki karakterler gibi yoluma çıkan her şeye meydan okumak geliyor içimden. Kavga etmek, kan dökmek, baltayla adam kesmek yahut hiç olmazsa duvarda bir silah görmek istiyorum. Fakat bunlar yerine uzun kır yürüyüşleri yapmayı tercih ediyorum. Çok sıkıldım, çok yoruldum. Düelloya müelloya gitmiyorum Osman.