İlk Reşat Nuri romanım. Çalıkuşunu bulamayınca elim Akşam Güneşine gitti. Roman hakkında bir bilgim yoktu kapağına ve ismine vuruldum.
Kitabın en sevdiğim yanı eski Türkçede olan kelimeler olmasıydı. Bulmaca gibi gördükçe anlamına bakıp öğrenmek eğlenceliydi. Kendimi bulduğum ve altını çizdiğim cümleler oldu. Bu kitaplarla farklı bir bağ kuruyorum. Benden bir parça oluyor. Kitabı hem sevdim hemde sevemedim bende pek anlamadım :)
KİTABI OKUMAYAN OKURLARA ÖNERİM BU İNCELEMENİN DEVAMINI OKUMAYINIZ. SİZİ OKUDUKTAN SONRA TEKRAR BEKLERİM :)
Kitabı yarım bırakmak istedim başlarda ama Nazmi rahatsızlandıktan sonra kitap beni biraz içine almaya başladı. Açıkcası kitabı daha çok seveceğimi ve elimden hiç düşürmeden okuyup bitireceğimi düşünerek almıştım. Kitabı okurken birşeylerin eksik olduğunu düşünüyordum. Kitabı bitirdikten sonra anladım o eksikliğin ne olduğunu. Jülideye başlarda çok kızıyordum. Kolay şeyler yaşamadı ama bu kadar da olmaz biraz durulur insan diyordum sebebini kitabın sonunda anladım. Nazmiyi zaten hiç anlamadım. Jülideyi öyle yapma böyle yapma doğru değil diye sıkıştırıyordu kendisinin hangi kadını sevdiği belli değil. Hangisini daha çok sevdi ya da hangisine gerçekten sevdalıydı çözemedim. Nazminin aşık olmadığı tek kişi Ayşe oldu. Üvey kızı sonuçta onada bi zahmet aşık olmasın dicem ama Jülideye aşık olmuş bile... Kitabı biraz sinir olarak okudum. Benim asıl ilgilendiğim Nazmi ya da Jülide değildi. Asıl anlatılmasını istediğim Şükrandı. Acaba biliyor muydu bilmesi gerekenleri ondan saklanan şeyleri. Ne hissediyordu, gizli gizli ağlıyor muydu? Ben en çok Şükranı merak ettim. Kendimi onun yerine koydum ve ona üzülerek okudum bu romanı. Bu yüzden Akşam Güneşi beklentimi tam olarak karşılayamadı.
" Akşam güneşim artık söndü."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!