Sameen Shaw

Sameen Shaw
@Shaw99
...Onlara yardımcı olabilecek miyim? Bu, benim mesleğimin gereği, onları bir kanepenin üstüne uzanmalarını söyleyip bilinçaltlarını ortaya dökebilirim. Ama Rosa'yı ve Vincent'in elleriyle vurduğu on iki milis erini yeniden hayata döndüremem. Geçmişlerini onarmayı başarsam bile, onlara sunabileceğim bir gelecek var mı? Korkularını yatıştırıp bilinçaltlarını düzene koyuyorum, arzularını kısıtlıyorum; hep uyum sağlamalarına çalışıp duruyorum. Ama neye uyum sağlasınlar diye uğraşıyorum ki? Etrafımda elle tutulur hiçbir şey göremiyorum.
Reklam
Bir ölüyle ne yapılır ki! Biliyorum, ölülerden ancak kahramanlık nutuklarında, madalyalar, silahlar, bombalar, hatta süs eşyaları yapımında kullanılır. Onları rahat bırakmak daha iyi olmaz mıydı? Ya anıtlaşacaklar ya da silinip gidecekler. Ve bunlar bizim kardeşlerimizdi... Ama seçeneğimiz yok ki! Neden bizleri bırakıp gittiler? Onlar da bizi rahat bıraksınlar. Unutalım onları. Kendimizle kalalım. Kendi yaşamlarımızla zaten yeterince uğraşmıyor muyuz? Ölenler ölmüştür artık; onlar için tüm sorunlar bitti. Ama bizler hayatta kalanlar, bu kutlama gecesinden sonra uyanacağız. İşte o zaman, bakalım nasıl yaşayacağız!
Yorgunum içkiyi de fazla kaçırdım. İnsanın sabaha karşı kendini kaptırdığı o kuruntu nöbetlerinden biri bu herhalde. Ama insan zihninin hangi saatte daha iyi çalıştığını kim bilebilir? Belki de asıl kendimi güvencede saydığım anlar sayıkladığım anlardı? Buna gerçekten inanıyor muydum? Bunu ayırt edemiyorum. Kendi yaşamımızın ayrıntılarına pek dikkat etmiyorduk. Salt olaylar önemliydi.
Sayfa 31·Kitabı okudu
Ölümün sessizliğini ilk keşfettiğimde dehşete kapılmıştım. Deniz kenarında bir deniz kızı can veriyordu; sevdiği delikanlının aşkı uğruna ruhunun ölümsüzlüğünden vazgeçmişti. Ve ondan geriye kalan, ardında sessizlikten başka bir şey bırakmayan bir parça beyaz köpüktü... Kendimi bu kaygıdan kurtarmak için, ''Bir masal bu, bir efsane!'' diyordum. Bu bir masal değildi. Deniz kızı bendim. Tanrı ise gökyüzünün derinliklerinde soyut bir kavrama dönüşmüştü. Sonra da tüm gücümle bu kavramı. Tanrı'yı hiçbir zaman aramadım; benden dünyevi yaşamımı çalıyordu. Ama bir gün ondan vazgeçmekle kendimi ölüme mahkum ettiğimi anladım; on beş yaşındaydım o zaman. Boş dairede avazım çıktığı kadar bağırmıştım. Kendime gelince şöyle dedim: ''İçimde hep bu korkuyla mı yaşamak zorunda kalacağım? Nasıl yağacağım bunu, diğerleri nasıl beceriyorlar acaba?''
''Anlıyorsun değil mi? Ben bir işçiyim ve bir işçi gibi mantık yürütüyorum.'' sözlerini habire tekrarlayıp durması sinirine dokunuyordu. Ama onun sayesinde Henri daha önce varlığını bile bilmediği, ama daha sonra tehdidini hep duyacağı bir şeyi keşfetmişti. Nefret! Henri nefreti saf dışı etmeyi başarmıştı. Eylem içinde onu bir dost olarak kabullenmişlerdi. Ama tekrar kayıtsız bir burjuva olduğunda, bu nefret yeniden ortaya çıkacaktı herhalde. Aksini kanıtlamadığı takdirde yüzlerce milyon insanın düşmanı olacaktı. Hatta insanlığın! Böyle bir şeyi asla istemiyordu. Bunu kanıtlamak zorundaydı. Ama ne yazık ki eylem biçim değiştirmişti. Direniş hareketi başka, siyaset bambaşkaydı.
Sayfa 15·Kitabı okudu
Reklam