“Çoğu açlıklar gibi, saygı kıtlığı da insan yapımıdır; yiyeceğin aksine saygının hiçbir maliyeti de yoktur. O zaman niçin saygı bu kadar kıt olsun ki?”
O zaman bu ülkenin iliklerine kadar sinen rüşvet ve yolsuzluk iklimi bir son bulabilir. Saygıyı içselleştirdiğimizde, ‘çıkarları bizimle aynı olmayan’ insanları ideolojik bezirgânlık yoluyla yıldırmayı düşünmeyiz. O zaman işler ehline verilir ve rögarlar açık unutulmaz. Saygısızlığın koca çukurları, körpecik hayatları yutmaz.
Kocalar karılarına bağırıyor, doktorlar sırada bekleşen hastalara bağırıyor, hastalar birbirinin sırasını almaya yelteniyor, imtiyazlı olduğunu düşünenler emniyet şeridini gasp ediyor, amir memuru paylıyor, gazeteci yalan haber yapıyor, belediye işleri eşe dosta veriliyor ve bir çocuk, Dilârâ, bir çukura düşerek hayatını yitiriyor. O, saygı kıtlığı çekilen bir ülkenin kurbanı. Çünkü biz saygıyı sadece belirli insanlara hasrediyoruz.
Saygıyı sadece belirli insanlara hasrediyoruz. Sadece bizden daha güçlü gördüğümüz kişi veya kurumlara saygı gösteriyoruz. Bizimle eşit statüde bulunmayan insanların ihtiyaçlarına saygı duymuyoruz.