Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.
Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur; içten bir güçle kırılırsa yaşam başlar; zira sahih dönüşümler hep içten gelir... Ibn Rüşd
"İçinde gerçekten sevme yeteneği olan bir insan hiçbir zaman bu sevgiyi bir kişiye bağlayamaz ve kimseden de böyle yapmasını bekleyemez. Ne kadar çok insanın seversek, asıl sevdiğimiz bir tek kişiyi de o kadar çok ve güçlü severiz. Aşk dağıldıkça azalan bir şey değildir."
"Ben Doğuluları başka türlü düşünür zannederdim!"
"Ben öyle düşünmüyorum!"
Maria gözlerini sabi bir noktaya dikip uzun uzun düşündükten sonra, "Benim beklediğim aşk başka!" dedi. "O, bütün mantıkların dışında, tarifi imkânsız ve içeriği bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka, istemek, bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka. Aşk bence bu istemektir. Karşı konulmaz bir istemek!"
O zaman onu yakalamış gibi kendimden emin bir anlatım ile "Bu söylediğiniz bir an meselesidir." dedim. "İçimizde mevcut olan sevgi, ilgi, açık olarak bilinmeyen bazı fırsatlarla, zamanı belli olmayan bir anda, birdenbire birikir, yoğunlaşır. asıl tatlı tatlı ısıtan güneş ışığı bir mercekten geçtikten sonra bir noktada toplanıyor ve yakmaya başlıyorsa, gücünü nitelikli arttıran bu sevgi de sizi sarar ve tutuşturur. Onu dışarıdan birdenbire gelen bir şey zannetmek doğru değildir. O, içimizde zaten mevcut olan duyguların bizi şaşırtacak kadar güçlenmesinden ibarettir."
Yaşamak, doğanın en küçük kımıldanışlarını sezerek, hayatın sarsılmaz bir mantık ile akıp gidişini seyrederek yaşamak, herkesten daha çok, daha güçlü yaşadığını, bir ana bir ömür kadar çok hayat doldurduğunu bilerek yaşamak... Ve özellikle bütün bunları anlatacak bir insanın var olduğunu düşünerek, onu bekleyerek yaşamak...
Bu yaşıma kadar varlığından bile haberim olmayan bir insanın bedeni birdenbire benim için nasıl bir ihtiyaç olabilirdi? Fakat bu hep böyle değil midir? Birçok şeylere ihtiyacımızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz?