Yasemin Can

Yasemin Can
@ShortGiraffe

Yasemin Can

, bir kitap okudu
Puan vermedi·260 syf.·
2024 3. kitabı
Safiye Erol
8.4/10 · 1.417 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Büyük mahkeme
Mikâil söze başladı: - Selim Pusat benim haklarıma da ilişti. Ben en güzel ve iç açıcı yağmurları yağdırdığım gibi öldürücü kasırgaları da estirir, ılık güneşle beraber kavurucu güneşi de parlatırım. Bu sanık öyle bir sevgiye tutuldu ki gönlünde nisan esintileriyle birlikte karakış boraları da esti. Zaman zaman mayıs güneşiyle ısındı. Zaman zaman ağustos güneşiyle kavruldu. Bana rakîb oldu. İradesini kullanamadı.
Bin yıl... Selim'in beynindeki karanlık yer aydınlanıyor gibiydi. «Ben bin yıldan beri yaşıyor muyum?» diye düşündü. Bu, korkunç bir şeydi... Yanındaki kız tıpkı bir büyücü gibi onun aklından geçeni anlayarak cevap verdi: - Evet! Bin yıldan beri yaşıyorsunuz. Hatta belki de iki bin yıldan beri! Mete'nin, askerlerini sadakat sınavından geçirmek için sevgililerine, nişanlılarına, eşlerine ok atmalarını emrettiği ve büyük sevgileri dolayısıyla ok atmayanları idam ettirdiği zamandan beri... Bu sözler ve bu ses Selim'in bütün gücünü, hatta iradesini alıp götürmüştü. Cevap veremiyordu. Düşünemiyordu da... ... - Siz de iki bin yıldan beri yaşıyor musunu? - Niçin olmasın? ... - İki bin yıl önce acaba ben neydim? - Herhalde Mete'nin ordusunda subaydınız. ... - İkimiz de iki bin yıl önce yaşadığımıza göre o zaman da tanışıyor muyduk? Güntülü aynı esrarlı ses ve aynı büyük ciddiyetle cevap verdi: - Elbette tanışıyorduk. - Peki... ben o zaman da bir subaydım. Ya siz neydiniz? Güntülü yırtıcı pars bakışlarını Selim'e dikti. Onu ürperten, hatta çıldırtan bir eda ile, şaşkınlıktan başını döndüren bir soğukkanlılıkla cevap verdi: - Ok atılamayanlardan biri...
yaşansın efendim, yaşansın...
-Bendenizin ayrıca bir soyadım yoktur efendim. Adım, soyadım, hepsi Yek... - Yek mi? Sen Acem misin? - Hayır efendim. -Ya nesin? - Bendeniz ayrıca hiçbir millete mensup değilim. Sadece Yek'im. Selim Pusat kızmıştı: - Serseri! Milliyetsiz adam olur mu? Yek riyakâr bir tavırla ellerini uğuşturdu: -Yaşamak için muhakkak bir millete mensup olmak mı lâzım, Selim Beğ? -Elbette. Hayvanların milliyeti olmaz! - Ne çıkar efendim? İnsan, hayvan... Hatta ot ve cemad... Hepimiz aynı kökten gelmiyor muyuz? Selim'in yüzü öfke ve istihza ile karıştı: - Ne derin fikirler!... Fakat bugünün gerçekleriyle bağdaşmasına imkân yok. Milletler olmayınca birbirleriyle çarpışacak orduları nasıl kuracaksın? Bir tarafta insanlar, bir tarafta da otlar veya madenler mi bulunacak? Yek, Selim'i çileden çıkaracak kadar riyakâr olan eğilmelerinden birini daha yaparak cevap verdi: -Ordular kurup çarpışmak için bir mecburiyet yok ki Selim Beğ! Bu dünyanın nimetlerinden bol bol faydalanmak dururken neden ordular kurulsun? Neden kanlar dökülüp kahramanlar toprağa serilsin? - Ya ne yapılsın? -Yaşansın efendim, yaşansın..