Bin yıl... Selim'in beynindeki karanlık yer aydınlanıyor gibiydi. «Ben bin yıldan beri yaşıyor muyum?» diye düşündü. Bu, korkunç bir şeydi... Yanındaki kız tıpkı bir büyücü gibi onun aklından geçeni anlayarak cevap verdi:
- Evet! Bin yıldan beri yaşıyorsunuz. Hatta belki de iki bin yıldan beri! Mete'nin, askerlerini sadakat sınavından geçirmek için sevgililerine, nişanlılarına, eşlerine ok atmalarını emrettiği ve büyük sevgileri dolayısıyla ok atmayanları idam ettirdiği zamandan beri...
Bu sözler ve bu ses Selim'in bütün gücünü, hatta iradesini alıp götürmüştü. Cevap veremiyordu. Düşünemiyordu da...
...
- Siz de iki bin yıldan beri yaşıyor musunu?
- Niçin olmasın?
...
- İki bin yıl önce acaba ben neydim?
- Herhalde Mete'nin ordusunda subaydınız.
...
- İkimiz de iki bin yıl önce yaşadığımıza göre o zaman da tanışıyor muyduk?
Güntülü aynı esrarlı ses ve aynı büyük ciddiyetle cevap verdi:
- Elbette tanışıyorduk.
- Peki... ben o zaman da bir subaydım. Ya siz neydiniz?
Güntülü yırtıcı pars bakışlarını Selim'e dikti. Onu ürperten, hatta çıldırtan bir eda ile, şaşkınlıktan başını döndüren bir soğukkanlılıkla cevap verdi:
- Ok atılamayanlardan biri...