Sezai Karakoç’un İslam’ın Dirilişi kitabı aslında bir kitap değil, bir çağrı gibi.
Okurken insan şunu hissediyor:
Bir medeniyetin yıkılışı gürültüyle olmaz. Sessizce olur. İnsanlar kim olduklarını unuttuğunda, köklerinden uzaklaştığında olur.
Karakoç tam da bu unutuluşun içinden konuşuyor.
Ve bize şunu söylüyor: Bir medeniyetin yeniden doğması için önce insanın iç dünyasında bir kıvılcım yanmalı.
“Diriliş” dediği şey geçmişe kaçmak değil; köklerinden güç alarak yeniden ayağa kalkmak.
Kitabı bitirdiğimde şunu düşündüm:
Belki de bazı kitaplar okunmak için değil, insanın içinde bir şeyleri uyandırmak için yazılır.
İslam’ın Dirilişi tam olarak böyle bir kitap..
..ölümden ve ölüm ötesinden, mezardan, doğumdan ve çocuktan, yeraltından, ayın üstündeki altın tozlara kadar düşünmek, insana,Yaratıcı tarafından bağışlanan en soylu bir özellik değil midir?