Fetret Devri’nin o karanlık havası.. Kardeşin kardeşe düştüğü, güvenin kalmadığı bir dünya. İşte Murat’ın yargısının başladığı o dünya.. Deli Kurt benim için bir tarih romanından çok daha fazlası oldu.
Murat’ın — yani Deli Kurt’un — içindeki o fırtına…
Hem bir şehzade kanı taşıyıp hem de bunu bilmeden, sıradan bir yiğit gibi yaşaması…
O gurur, o yalnızlık, o içine sığamama hâli..
Şunu düşündüm:
Bazen insan doğduğu yere değil, yazıldığı kadere aittir.
Ve bazı ruhlar, ne kadar güçlü olursa olsun, yalnız doğar.
“Deli Kurt” güçle yalnızlığın aynı bedende nasıl durduğunu gösterdi.
Ve Gökçen, perikızı..
Bazı aşklar kavuşmak için değil, insanı tamamlamak için gelirmiş.
Onlarınki de öyleydi.
Biraz Sessiz, biraz derin, biraz yarım…
Bazen insan kim olduğunu öğrendiğinde değil, kim olamadığını fark ettiğinde büyür, ve bazı insanlar hayatımıza mutluluk olmak için değil,
yarım kalan yanımızı göstermek için girer.
Ama onların birbirlerine tutunmaları bile kaderin sertliğini yumuşatmaya yetmedi.
Bazı aşklar mutlu son için değil, insanın kalbini büyütmek için varmış.
Sevdi.
Savaştı.
Direndi.
Ama en çok yalnız kaldı..
Ve son olarak Deli Kurt sen hep ruhumun bir köşesinde kalacaksın