O adanın yüreğime saldığı korkunun tümden kaybolup gideceğini sanmasam da, çoğu zaman uzaklarda bir bulut, bir anı, belli belirsiz bir güvensizlik olarak zihnimin gerilerinde bir yerde bekliyor; ama kimi zaman o küçük bulutun yayılarak gökyüzünü tümüyle karanlığa gömdüğü de oluyor. İşte o zaman çevremdeki insan dostlarıma bakıyorum. Ve korkuya kapılıyorum.
Bazıları capcanlı, hayat dolu, bazıları donuk, tehlikeli, bazıları kaypak, içtenliksiz yüzler görüyorum; ama hiçbirinde aklı başına bir insanın o sakin özgüveni yok. Sanki o hayvansılık içlerinde boy atıyormuş, adalılardaki o aslına dönüş çok geçmeden hem de daha büyük ölçüde yeni baştan sahneye çıkacakmış gibi geliyor bana. Bunun bir yanılsama olduğunu, çevremde gördüğüm kadınlar ve erkeklerin gerçek birer kadın ve erkek olduklarını, her zaman da öyle kalacaklarını, içgüdüye yenik düşmeyen, insanca istekleri ve can alıcı kaygıları olan, son derece aklı başında yaratıklar olduklarını, hiçbir hayal ürünü Yasa'nın kölesi olmadıklarını, Hayvan Halkı'ndan tümüyle farklı olduklarını bilmiyor değilim. Ama yine de, onlardan, onların meraklı bakışlarından, durmadan sorup sorgulamaları ve yardım etmeye kalkışmalarından ürküyor, onlardan uzak durmaya, yalnız kalmaya can atıyordum."