“Beni mi bekliyordun?” Mira, adamın arsızca kıvrılan dudaklarını gördüğünde kaşlarını çattı. Bu özgüvenin nereden geldiğini anlamıyordu. Ne sanıyordu ki, her dakika onu düşündüğünü mü? Pek de yalan sayılmaz! diyen iç sesini bastırdı ve “Ne münasebet!” diyerek geriye doğru bir adım attı. Adamın bedeninden yayılan sıcaklık yanmasına sebep olsa da, umursamadı. “Sizi beklemem için bir sebep göremiyorum.”
“Yine size mi döndük?”
“Elbette! Kafedeki müşterilerimle her zaman böyle konuşurum.” Yağız bir adım daha atıp, onu arkasındaki çiçeklerle kendi devasa bedeni arasına sıkıştırdı. “Müşteri mi? Gerçekten mi?” Hemen sonra kaşları alaycılığını bastıracak şekilde çatıldı. “Her müşterinle baş başa yemeğe çıkar mısın?” diye sordu bu düşünceden nefret ederek. “Her zaman! Bazılarıyla yemeğe çıkmakla kalmam, daha da...” Yağız parmaklarını sertçe dudaklarına örtüp, devam etmesine engel oldu. Başka adamlarla ilgili tek bir şey bile duymak istemiyordu. “Bu oyuna daha fazla devam etme istersen, Mira!” dedi boğuk ve tehditkâr sesiyle. “Sonuçlarından hoşlanmazsın.”