Muradımız şudur ki, sen kendi gafletini bilmelisin: Eğer bir Bey'in yanına varırsan, onun sarayı nice renkli nakışlar ve duvarları boyalı resimlerle süslenmişse nice zaman şaşkınlığa uğrar ve nice zaman onu anlatır, durursun. Oysa sen Hak Teâlâ'nın evindesin. Hiç de şaşkınlık duymaz, hayrette kalmazsın. Bu cisimler âlemi o Hak Teâlâ'nın evidir. Onun zemini yeryüzüdür. Çatısı ise gökkubbedir. Lâkin bu çatının direği yoktur. Bu tavanın direksiz oluşu çok şaşılacak bir şeydir. Onun hazineleri dağlar, defineleri denizlerdir. Aleti edavatı, eşyası hayvanlar ve bitkilerdir. Gecelerini aydınlatan kandilin mumu ise Ay'dır, ışığının kaynağı da Güneş'tir. O kandilleri tutan ise meleklerdir.
Sana gelince, sen bu Allah'ın evinden habersizsin. Bu ev oldukça büyük, yüce bir evdir. Senin gözün ise çok ufak bir gözdür. Bu evin acâiplikleri bu eve sığmaz. Senin benzerin şu padişah sarayında bir delikte bulunan bir karıncadır. Öyle bir karıncaya benzersin ki, kendi yuvasından, yiyeceğinden, azığından ve arkadaşlarından başka hiçbir şeyden haberi yoktur, öyle ki, sarayın güzelliğinden, kölelerin çokluğundan ve padişahın tahtından, onun hüküm ve saltanatından tamamen habersiz ve gafildir.
Eğer sen bir karıncanın derecesiyle kanaat etmek, onun derecesinde kalmak istersen kanaat kıl.
Eğer kanaat etmek dilemezsen, Hak Teâlâ'nın bahçesini temaşa etmek, onu seyre dalmak için sana yol vermişlerdir. Dışarı çık gözünü aç! Hak Teâlâ'nın insana şaşkınlık veren sanatını gör ki, orada hayretler içinde kalır ve akılları çelen hallere şahit olursun.