Prudens

Yıllanmanın en büyük baskınlarından biriydi yaşamın efsununu kaybetmesi. Ne gece yolculukları, ne uzaklarda ışıldayan küçük köyler, ne akkor ay ve yeryüzüne yansısı, ne de şarkılar o çocuksu taşkınlığı canlandıramıyordu bir türlü. Otobüs yolcuları yoldaş değildi artık, başkalarının öyküleri de ilgi çekici değildi kimselere. Keşfedilecek bir şey, yer, insan kalmamıştı sanki birdenbire arz üzerinde. Hepimiz ölüp silinmeyi bekleyen acuzelere dönüşmüştük göz açıp kapayıncaya değin geçen kısacık kesitlerde, kahır ve üzüntüyle..
Edebiyat
Reklam
Yıldan yıla, mevsimden mevsime, günden geceye artarak büyüyen bir çoraklık, bir başka kısırlık olmalı bu. Kelimelere dahi bulanan bir koygun bir sis sanki üzerimizdeki. Her bir münasebeti ele yüze bulaştıran bir beceriksizlik ardından hep bir yeniden başlama hissiyatı galiba bizdeki. Nerden peki ? Nerden başlarsak doğrultabiliriz omurgamızı, hangi yargı affedebilir kabahatlerimizi, hangi merhametli el iyileştirebilir rikkatli mi, yorgun mu, taşlaşmış mı olduğunu kestiremediğimiz göğsümüzdekini ? Aleyhe kastettiğini yeni yeni anladığımız hakir zamanla hangi misakla nasıl uzlaşı kurulabilir bu yaştan sonra, bilmediğini söyledin daha demin. Düşüşlerimizin sertliğiyle dolanıyordu senden benden başkasına yaramayan sersem kafalarımız. Hayatın yordamını bilmiyorduk elhak. Kendi yolumuz çıkmaz, başkalarınki zelil ve basitti illa ki. Avuntu nerdeydi peki ? İşrette mi, ruhsal hummalarda mı, kesif melankolilerde mi ? Mebzul yenilgilerle dönülen küçücük evlerimiz neden dar idi böylesine, şehirlerimiz neden ürpertili ?
Edebiyat
Eller de körelir, körelen, kötürümleşen, epriyen ve pörsüyen her şey gibi. Uzun bir süre denemedim değil konuşmamayı ve yazmamayı oysa, herkesler gibi. Katılmadım da sayılmaz çok geciktiğim yaşama, saklamaya çalışır davrandım belki de sonrasında gördüklerimi, bildiklerimi, kabullenemediklerimi, mağlubiyetlerimi. Zamanın koyu tahribatına aldırmazlık da etmek istedim üstelik, bedenime direnç taşıdım görünürde. Bir küçük daracık menfezde en güzel nasıl yaşanır sorusunu sordum tabi ki defaatle kendime, lakin yaşamak ve okumak arasındaki gerilimde parçalayarak ve çoklukla okumaya pay ederek benliğimi bir türlü dönemediğimi farkettim gölgelerin, yansıların, yankıların, gerçekliğin, insanların dünyasına. Görmezden geldiğim şölenlere ve akışkan hayata kısmen katılmaya başladığımda yol yordam bilmediğimi ve de öğrenmeye dair kabiliyet sergileyemediğimi, muhataplarımı biteviye kaybettiğimi ve yakınlıklar kurmadaki becerisizliğimi farkettiğimde hayatı yarılamıştım, ne yazık. Çok geç kalmıştım yıkıp yeniden yaratmaya benliğimi. Alışkanlıklarımın esaretindeydim artık. Neyin çıplak ve yalın, neyin de olması gerektiği üzere olmasını ayırt edemiyordum başımı kaldırdığımda zira, orta yaşların sıratında...
Edebiyat
tenkit..
Yahu arkadaşlar, okuma faaliyeti yavaşlık, anlayış ve kavrayış ister. Zapping yapar gibi burda da paylaşımları saniyesinde okumadan beğeniyorsunuz ya, cidden üzülüyorum :) Her şeyi itibarsızlaştırma ve sıradanlaştırmayı neden bu kadar seviyoruz acaba ?
1000Kitap
karalamalar..
Mütemadiyen kafamıza indirdiği gürzle önümüze dikilen seciyesi asabi şehirler bizimki. Yılın bir türlü bitmek bilmez grimsi havaları, her yere nüfuz eden beton rengi, el-yüz çarpan, derimize düşman, erkenden yaşlandıran soğuklar, tenhalığından bezdiren taşra meyusluğu, pek katı ve evvelden kırgın, hor insan duvarları, hudutları... Kadınsız, dostsuz, arkadaşsız, ailesiz ne kadar yaşanıyorsa o kadarıyla azade yahut esir bir hayat yani. Belki ekmek, bir de katık ölçüsünde. Yaşamın ortasında dahi tercih mi ettiğimizi, maruz mu kaldığımızı hâlâ anlayamadığımız berkitilmiş, envaitürlü yalnızlık işte. Yarım, nakıs kalmış, benzer milyarlarca insan hayatından göğüslerimize düşen payla barışmayı öğrenme güçlüğü yaşamıyor muyuz çoğumuz ? Kitapların kubbesi altında, yazının nekahetine sığınmaktan başka yordam biliyor muyuz ?
Edebiyat