Prudens

geceye sayıklamalar..
Dönelim yine..Kabuğumuz mağrur,içimiz bin parça.Yaşadığımız günlerin usaresi yetmiyor artık susuzluğumuzu gidermeye.İliklerini emdiğimiz caddelerin hali de kalmadı evet, şikayete.Şimdi coşkusunu tükettiğimiz sünepe geceler yılışıyor ayaklarımıza.Bizse yani bütün mağlubiyetlerin şerikleri olan bizler de böyle çalkalanıyor,şehirle böyle savaşıyoruz işte son takatle.Lakin ne kan fışkırıyor çorak göğsümüzden,ne de sahralıktan cayıyor bu kısır topraklar.Ne biz ölüyoruz,ne de o yaşıyor hakikatte..
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bu topraklarda nereye el uzatsanız,çıngıraklı bir yılan saldırıyor üstünüze nedense.Sosyal medya hesaplarımı kapatıp buraya geldim de,popüler kültür ifrazatına uğramış burası da (: Nasılsınız ahali,memnun musunuz cürümlerinizden ? :D
andaç..
Şehre;taştan harabelerimize,kıl çadırlarımıza her gün kara haberler geliyor,gök lanet kusuyor üzerimize,ateşlerle. Acı gazap üzümleriyle besleniyoruz.Ağzımızda yaralar,uçuklar.Çıbanlar belirirken dost eli değmeyen belimizde;karartılar çoğalıyor hastalıklı kalplerimizde. Yine de kala kala arsızlığı kalıyor yüzlerimizde,rahat yastıkların.İnce,kırmızı çizgiler.Lüzumsuz,ussuz kafataslarımızda kan emareleri. Bütün sabahlar,mümbit tarlaları istila eden zararlı otlar gibi kendini yinelerken bir türlü uyanamadığımız karabasanları taşıyoruz hayatlarımızın ortasına,insansı kalabalıklara. Sonbahar yağmurlarından sonra türeyen mantarları toplayacak kadar çocuk değiliz henüz,atlıkarıncalar küskün,gezgin çingeneler uğramıyor civarlarımıza. Kimse hatırlamıyor dengbejleri,çinko leğenlerde yıkanmıyor çamaşırlar.Derelerimiz kuruyalı çok oldu,hatıralarımızda kesik soylu,kuru ağaçların matem ağıtları.. Gidilecek tek bir yurdun kaldığını işaret ediyor artık hikmetli ihtiyarlarımız : Kalem,kelam..Muhakkak yazı:şedit bir savaşım sonrasında sığınılan emin bir mağara sakinliği.Orda sarkıtlardan damlayan katreler yavan yaşantılarımızı,hayal kırıklıklarımızı,ızdıraplarımızı bir nebze dindiren iksir gibi,şifa yüklü..
andaç..
Adam,o sabah çay-simit sırasında göz göze karşılaştı kadınla çok kısa bir lahza.Kadında bir çift şehla göz,çocuksu bir çehre,çekingen bir eda.. Sonra farklı yollara ayrıldılar. Köy yollarında başını minibüs penceresine dayayarak uçsuz bucaksız tarlaları, çorak ve çıplak dağları izlerken anlıyorduk ki adına insan denilen bu meş'um varlık viladetten kusurlu,yarım ve nakıstı. Öyle ki noksan yarısını tamamlamadan,bir kadının gür gölgesinde barınamadan katılamıyordu hayata dahi,hakkıyla. Ne mevsimler doldurabiliyordu bu boşluğu,ne tabiat ne de yolculuklar.Onulmaz o yarık bir türlü iyileşmiyordu. Varoluşun bu sancılı devam istenci,kendini biteviye çalkanımlarla tekrarlıyor;bedeni ve ruhu zaptederek kişiye sevinçle birlikte elemi de böylece zerkediyordu. Her sabah milyarlarca kalabalık güne yalnız başlıyor,birbirlerine yakınlaşmama adına daimen müstahkem duvarlar yükseltiyordu. Böylelikle pörsüyor,böylece yaşlanıyordu koca dünyanın bu zavallı meskunları. Üstelik, başkalarının aşkıyla başlıyordu yaşamları -şairden mülhem- lakin başkalarında değil kendi kesif yalnızlıklarında umarsızca tüketeceklerdi ömür andaçlarını..