Şehre;taştan harabelerimize,kıl çadırlarımıza her gün kara haberler geliyor,gök lanet kusuyor üzerimize,ateşlerle.
Acı gazap üzümleriyle besleniyoruz.Ağzımızda yaralar,uçuklar.Çıbanlar belirirken dost eli değmeyen belimizde;karartılar çoğalıyor hastalıklı kalplerimizde.
Yine de kala kala arsızlığı kalıyor yüzlerimizde,rahat yastıkların.İnce,kırmızı çizgiler.Lüzumsuz,ussuz kafataslarımızda kan emareleri.
Bütün sabahlar,mümbit tarlaları istila eden zararlı otlar gibi kendini yinelerken bir türlü uyanamadığımız karabasanları taşıyoruz hayatlarımızın ortasına,insansı kalabalıklara.
Sonbahar yağmurlarından sonra türeyen mantarları toplayacak kadar çocuk değiliz henüz,atlıkarıncalar küskün,gezgin çingeneler uğramıyor civarlarımıza.
Kimse hatırlamıyor dengbejleri,çinko leğenlerde yıkanmıyor çamaşırlar.Derelerimiz kuruyalı çok oldu,hatıralarımızda kesik soylu,kuru ağaçların matem ağıtları..
Gidilecek tek bir yurdun kaldığını işaret ediyor artık hikmetli ihtiyarlarımız :
Kalem,kelam..Muhakkak yazı:şedit bir savaşım sonrasında sığınılan emin bir mağara sakinliği.Orda sarkıtlardan damlayan katreler yavan yaşantılarımızı,hayal kırıklıklarımızı,ızdıraplarımızı bir nebze dindiren iksir gibi,şifa yüklü..