ANLADI
Adamın hafiften tıklattığı kapıyı eşi açtı.
Adam yüzüne zoraki bir gülümseme takmaya çalıştı. Eşi bunu anladı. İş bulabildin mi diye sormadı bile. Öteberiyi düzeltiyor gibi yaptı, zoraki bir gülümseme de o takındı. Öteberi bunu anladı.
Kafesteki bir çift muhabbet kuşu bunu anladı.
Duvardaki asılı saat anladı. Duvar bunu anladı.
Evinin o daracık balkonuna çıktı, balkon bunu anladı. Önce uzaklara sonra geceye baktı. Önce uzaklar anladı, yakınlar bunu anladı. Çocuklar gökyüzüne bakıyordu, onlarla birlikte kendi de gökyüzüne baktı. Gökyüzü bunu anladı, çocuklar anladı.
Saksıdaki çiçeklere baktı, çiçekler bunu anladı.
Banyoya gidip yüzüne iki avuç su çarptı. Musluk bunu anladı.
Aynada eliyle saçını düzeltiyor gibi yaptı. Ayna bunu anladı.
Mutfağa geçip, buzdolabından çıkardığı bir şişe suyu kafasına dikti, su bunu anladı. Buzdolabının üzerindeki elektrik, su faturaları bunu anladı.
Televizyonu açtı. Tam da haber zamanıydı. Televizyondaki sunucu bunu anladı. Kanal değiştirdi. Üç kişi işsizliği tartışıyordu. Biri işveren, biri siyasetçi, biri akademisyendi. Üçü de bunu anladı.
Eşi sofrayı açtı, iki ekmek, dört tas çorba, bir baş kuru soğan bunu anladı.
Bir süredir bıraktığı sigara paketini çıkardı. Paketten yere düşen sigara bunu anladı. Ellerine baktı, elleri bunu anladı.
Eşi hiç bir şey yokmuş gibi şundan bundan söz etmeye çalıştı. Adam bunu anladı. Telefonuna bir mesaj geldi. Açtı baktı. Tuşlar bunu anladı. Çocuklar harçlıktan, eşi pazardan söz etmedi. Adam bunu anladı.
* * *
Gece uzun sürdü. Odayı ayışığı doldurdu. Çocukların ayakkabılarını gördü. Biraz tamir etse miydi? Çizgi filmdekilerin de ayakkabıları eskiydi. Kendine böyle dedi. Yarınki