Ölümle yüzleşme - ve onu erteleme - her şeyi o kadar değerli, o kadar kutsal, o kadar güzel yapıyor ki, onu sevme, onu kucaklama ve kendime onun ağırlığının altında ezilme iznini verme dürtüsünü her zamankinden daha güçlü hissediyorum. Nehrim hiç bu kadar güzel görünmemişti... Ölüm ve onun her zaman gerçekleşme olasılığı, aşkı, tutkulu aşkı daha olası kılar. Hiç ölmeyeceğimizi bilsek tutkuyla sevebilir miydik, esriklik mümkün olur muydu merak ediyorum.
- Abraham Maslow’un, geçirdiği kalp krizinden sonra iyileşirken yazdığı mektuptan.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İkinci görüş ise, tam tersine, şu andan başlar ve geleceği gösterir. Bu, duyguların ilerleyen yönüdür. Hisleri miz, ressamın boyaları ve fırçası gibi, bizden anlamlı bir şeyi dünyaya iletme ve onunla paylaşma yoludur.
Duyguların ilk yönü, tüm “iten” güçler gibi, geçmişle ilgilidir ve kişinin, bebekliğini ve arkaiği de kapsayan geçmiş deneyiminin nedenselliği ve gerekirciliğine bağlıdır. Bu, Freud’un önemini bize defalarca öğrettiği, duyguların gerileyen yönüdür. Bu bakımdan, hastanın çocukluğunun sorgulanmasının ve onun yeniden yaşantılanmasmın kalıcı psikoterapide sağlam ve temel bir rolü vardır.
Freud’un Platon’la ortak olduğu nokta, ikisinin de aşkın insan deneyiminde esas olduğuna, aşkın her hareketin içine işlediğine ve derin, geniş, güdüleyici bir güç olduğuna inanmasıdır. “Her iki ‘eros’ anlayışı da genital-cinsel aşkı, kardeşlik ve yurttaşlık sevgisini, bilim, sanat ve mükemmellik sevgisini içine alır.”