İnsanın eski zamanlardaki bilgeliğinin temelinde, eros ta hepimizin hissettiği sevgiliyle birleşmeye, hazzın süresini uzatmaya, anlamı derinleştirmeye ve bunun değerini bilmeye iten bir kuvvet yer alır. Bu, yalnızca insanlarla olan değil, yaptığımız bir makine veya inşa ettiğimiz bir ev ya da kendimizi adadığımız bir meslek gibi nesnelerle olan ilişkiler için de geçerlidir.
İnsan şefkatini yaratan durum işte bu eşle birleşme dürtüsüdür. Çünkü eros -tam olarak seks değil- şefkatin kaynağıdır. Eros, birleşmeyi, tam ilişkiyi sağlayan özlemdir. Başlarda bu, soyut biçimlerle birleşme olabilir.
Yabancılaşma, samimi bir biçimde yakınlaşma becerisi yitimi olarak hissedilir. Duyduğum kadarıyla bu insanlar; “konuşmayı arzuluyoruz ama kurumuş seslerimiz cam kırığı üzerindeki sıçan ayakları” diye bağırıyorlar. Birbirimizi duyamadığımız için yatağa giriyoruz; birbirimizin gözlerine bakamayacak kadar utangaç olduğumuz için yatağa giriyoruz; yatakta baş çevrilebilir.
Artık sorun eşi tatmin etme arzusu ve gereksinimi değil, bu gereksinimin cinsel eylemdeki kişilerce teknik anlamda -fiziksel duyum verme olarak- yorumlanıyor olmasıdır. Normalde az zaman alan, duyumun kendini aşıp duyguya ulaşmasını, duygunun da şefkate ve bazen aşka ulaşmasını sağlayan duygu verme, fantezi paylaşma, iç ruh zenginliği sunma deneyimleri, kendi sözcük dağarcığımız dan bile çıkarılmıştır.