(...) her gün yaşadığımız günlük, gerçek yaşamı tek yönlü bir tren yolculuğu haline getiren de bu bilmeme duygusunun ta kendisi... Hızla ilerliyorsun, ama hiçbir nesneyi yakından ayırd edemiyorsun ve en önemlisi, lokomotifi göremiyorsun...
Cinayet veya ensestten kaçınan ama hırslarının,
saldırgan dürtülerinin veya cinsel ihtiraslarının doyumundan
kendilerini yoksun bırakmayan ve diğer insanları karşılığında ceza görmedikleri sürece yalan, hile ve iftirayla incitmekte bir
an bile tereddüt etmeyen sayısız uygar insan vardır.
Gel bakalım, hayatın aslında tatlı
yükünden kurtulma kararı veren insanın ruh halini başka türlü
canlandırabilir miyiz? Ancak aynı şeyi duyumsayabilirsek, bir
şeyden söz etmek hakkımız olabilir. İnsan tabiatının, diye
devam ettim, sınırları var: sevinç, üzünç, acıları bir ölçüye
kadar kaldırabilir ve bu aşılırsa, mahvolur. Yani sorun burada,
birinin zayıf ya da güçlü olması değil, acısının ölçüsüne dayanıp dayanamayacağıdır