20. yüzyıl İngiliz edebiyatının modern yazarları arasında yer alan Beckett’in eseri bir absürt tiyatro örneğidir. Absürt tiyatro II. Dünya Savaşı’ndan sonra savaş sonrası bilinen tüm gerçeklerin yıkılmasıyla ortaya çıkan bunalımı yansıtır.
İletişimsizlik, absürd yazarların en çok ele alıp incelediği konudur. Onlara göre, modern hayatta dil iletişim aracı olmaktan uzaklaşmış, giderek yabancılaşmayı sağlayan, insan ilişkilerinin mekanikleşmesini gösteren bir araca dönüşmüştür. Dilin güvenilmez, yetersiz ve yanıltıcı olduğunu savunmuşlardır. Beckett, oyunlarında “dilin simgesel gücünü boşaltır; çünkü ona göre, gerçeğin iletişimini sağlayacak hiçbir araç yoktur. Sözcükler konuşma sırasında anlamlarını yitirirler. Diyaloglar mantıksızdır, gerçekçi olmayan uzun duraksamalar, tekrarlar kullanılır. Sahneleme tekniği ise minimaldir çünkü artık her şey tahrip olmuş, bu tahribatta insanlar anlam aramaya çalışırlar.
Absürt tiyatroda bir konu bütünlüğü bulunmaz. Oyun kişileri hakkında net bir bilgi elde etme çabamız boşunadır. Çünkü bu tiyatroda “kişilerin geçmişi ve geleceği yoktur; şimdiki zamanı yaşarlar.
Bu oyunun sayısız farklı okuması yapılabilir. Kıyamet sonrası kurtulan iki insan, Freud’un ego ve id’inin kişileştirilmesi, Yunan Mitolojisindeki Sisifos ve varoluşçuluk felsefesi çerçevesinde de okunabilir.
Oyunda sadece bir ağacın bulunduğu mekanın ve zamanın belirsiz olduğu yerde olan tek şey Vladimir ve Estragon arasında geçen konuşmalardır. Bu iki karakter Godot’yu beklerken canları sıkıldığı için bazen kendilerini asmayı düşünürler bazen oyunlar oynarlar. Didi Gogo’yla karıştırılınca daha zeki ve mantığıyla hareket eden taraftır. Beckett Didi’yi sürekli takıp çıkardığı şapkasıyla tasvir eder. Gogo ise sürekli uğraştığı botlarıyla