Şilan Safalı

Şilan Safalı
@Silan_Safali
Öğretmen
Üniversite
Van
Yüksekova
32 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
Puan vermedi·134 syf.··
2023 4. kitabı
20. yüzyıl İngiliz edebiyatının modern yazarları arasında yer alan Beckett’in eseri bir absürt tiyatro örneğidir. Absürt tiyatro II. Dünya Savaşı’ndan sonra savaş sonrası bilinen tüm gerçeklerin yıkılmasıyla ortaya çıkan bunalımı yansıtır. İletişimsizlik, absürd yazarların en çok ele alıp incelediği konudur. Onlara göre, modern hayatta dil iletişim aracı olmaktan uzaklaşmış, giderek yabancılaşmayı sağlayan, insan ilişkilerinin mekanikleşmesini gösteren bir araca dönüşmüştür. Dilin güvenilmez, yetersiz ve yanıltıcı olduğunu savunmuşlardır. Beckett, oyunlarında “dilin simgesel gücünü boşaltır; çünkü ona göre, gerçeğin iletişimini sağlayacak hiçbir araç yoktur. Sözcükler konuşma sırasında anlamlarını yitirirler. Diyaloglar mantıksızdır, gerçekçi olmayan uzun duraksamalar, tekrarlar kullanılır. Sahneleme tekniği ise minimaldir çünkü artık her şey tahrip olmuş, bu tahribatta insanlar anlam aramaya çalışırlar. Absürt tiyatroda bir konu bütünlüğü bulunmaz. Oyun kişileri hakkında net bir bilgi elde etme çabamız boşunadır. Çünkü bu tiyatroda “kişilerin geçmişi ve geleceği yoktur; şimdiki zamanı yaşarlar. Bu oyunun sayısız farklı okuması yapılabilir. Kıyamet sonrası kurtulan iki insan, Freud’un ego ve id’inin kişileştirilmesi, Yunan Mitolojisindeki Sisifos ve varoluşçuluk felsefesi çerçevesinde de okunabilir. Oyunda sadece bir ağacın bulunduğu mekanın ve zamanın belirsiz olduğu yerde olan tek şey Vladimir ve Estragon arasında geçen konuşmalardır. Bu iki karakter Godot’yu beklerken canları sıkıldığı için bazen kendilerini asmayı düşünürler bazen oyunlar oynarlar. Didi Gogo’yla karıştırılınca daha zeki ve mantığıyla hareket eden taraftır. Beckett Didi’yi sürekli takıp çıkardığı şapkasıyla tasvir eder. Gogo ise sürekli uğraştığı botlarıyla
Godot'yu BeklerkenSamuel Beckett · Kabalcı Yayınları · 202110,1bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi
Fransız yazar Marcel Proust’un, romanlarının ana temasını zaman sorunu oluşturmaktadır. Bundan dolayı yedi ciltten oluşan romanlarını Kayıp Zamanın İzinde başlığı altında toplamıştır. Proust’un bu yedi ciltlik romanı hem aşk romanı, trajik bir roman, hem eleştirel bir metin, otobiyografi, hem de bir deneme kitabıdır. Proust’un romanlarında saat ve takvimlere elinden geldiğince yer vermez, bundan kaçınır. Olayların anlatımında Proust’un tanımlanmamış göstergeler kullanmayı yeğlediği görülmüştür. Çünkü yazar soyut bir boyuta sahip olan zamanın somut ve sınırlayıcı göstergelerle sunulmasına karşıdır. Yaşamın parçalanamaz bir bütün olduğu ve ruhun sonsuzluğuna inandığı için Proust, buna engel olan ve sınırları bulunan uzlaşmalı zaman göstergelerini kullanmamaya özen göstermektedir. Prosut’un zaman anlayışına göre, insan psikolojik zaman sayesinde uzlaşmalı zamanının dışına çıkarak yaşamın farklı dönemlerini aynı anda yaşayabilmektedir. Bunu yaparken rüya, bellek, bilinçaltı ve anılardan yararlanır. Proust’un gözünde tek mevsimler, ruhun mevsimleridir, bu nedenle de onun için zaman ve mekân anıların şekillenmesiyle oluşmaktadır.
Kayıp Zamanın İzindeMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 2024746 okunma