Görüyor musun? Benimle katlanıyor, benimle paylaşıyorsun. Biz seninle tek ses, tek bakışız. Yeryüzündeki herhangi biriyle hiç böyle bir paylaşımı gerçekleştireceğini umut ya da hayal edebilir misin?
Balıkçı savaşı kazandı ve balık ağa girdi, ama balık bir türlü ölmüyor, bir ölü olmuyor. Çırpınıyor, kayığın kenarlarına çarpıyor, maddesini bulup ona dönmeye çalışıyor, ona yaşam veren özden yoksun bırakılmasının acısını duyuyor. Balıkçıyı kederlendiriyor bu. Balıkçı, balığın can çekiştiğini düşünmek istemiyor, oysa bu onun ödülü, yengisi. İşte sen de dünyanın gözünde, aynı zamanda bizim de gözümüzde, böylesin. Yeniden öl ve bırak, her şey olduğu gibi kalsın.
Kefen ve gelinlik. Birbirinin aynı olan iyi giysi. Dinle bak! Ölürken yaşamak; yaşarken ölmek; savaşırken teslim olmak ve teslim olurken savaşmak zorunda kalıyorsun, değil mi? Benim yolumda, bütün karşıtlıklar aynı anda verilir ve karşıt hedefler için aynı araç kullanılır.
Onların soluduğu hava, kanları, kemikleri, gece ve gündüzleri, seninkilerden farklı bir maddeden oluşuyor. Senin madden onlar için ölümcül. Senin madden onlara bulaşırsa ölürler ya da delirirler.
Ve biz korkuya kapıldık, çünkü bir gün ‘iyileşmek’ ve dünyaya katılmak zorunda kalabiliriz; çünkü bir gün bize o kapıları açabilirler, şeye açılan kapıları.. dünyaya.