Merhamet ve kabalık insanların yüreğinde, bu kara gecenin maddelerinin savaşı gibi ezelden beri savaşır. Ama merhamet kabalığı yenecek çünkü merhamet kutsal bir şeydir, oysa sabah gelince bu gecenin korkusu bitecek.
İnsan sonsuza kadar kendi koyduğu yasanın kölesi olarak mı kalmalı, yoksa ruh adına ruhu yaşamak için günlerini özgürleştirmeli mi? Yere bakmaya devam mı etmeli, yoksa dikenlerin ve kafataslarının üstüne düşen gölgesini görmesin diye gözleriyle güneşe mi bakmalı?
Eğer biri kendini toplumdan ve yasadan ayırırsa insanlar onun ve onun gibilerin bir asi ve aralarından kovulmayı hak eden kötü biri olduğunu söylerler; düşmüş, kirli ve sadece ölüme yakışır biri...
Bu mutluluk sadece insana yasaklanmıştır çünkü insan kendi yaptığı dünyevi yasalarla ölümsüz ruhunu bağlamaya kalkar. O, bedenini ve ruhunu merhametsizce yargılar, sevgisini ve arzusunu karanlık zindan duvarların ardına kapatır, yüreğine ve aklına derin bir mezar kazar.