Enver

İnsanlarla içli dışlı olmak istemiyordum. Çünkü insanlarla içli dışlı olunca insanın içi dışı kalmazdı, onların olurdu.
Reklam
İçim kurudu benim. İçimdeki güzel ağacın suyu çekildi, kurudu, bükülü kaldı. Şimdi içimde dayanılmaz bir katılık var. Öldürdüler beni abla, derdi. İçimi öldürdüler. O kadar güldüler ki güzel ve içli kelimelerime, içimden geçen şiirlere, gülmesinler diye kendimi gizledim. Ama onların dilleri uzundu. Yetiştiler ve beni yaşatan her şeyi, sökerek aldılar içimden bir bir. Beni öldürdüler. Şarkılar mı içimizde böylesine uğuldayan, sandal şarkıları, yosun şarkıları, su şarkıları. Şarkılar mı içimizde böyle uğuldayan, sevda şarkıları, mehtap şarkıları, gül şarkıları …
Unut bunları Sabahat dedim kendime. Katın var dedim, fayans kaplı mutfağın var, elektrikli şofbenin, Hereke halıların, cezven, şekerin, kahven, üç çocuğun var dedim. Kocan var, kocanın dostu var, kırmızı, sert, kabuklu ellerin de var ama olsun dedim. Yıllar var ki bir sabah, güneş doğarken şehirlerarası bir otobüsten inip mola yerinde, soğuk suyla yüzünü yıkamadın, bir çay içmedin, ürperip sırtına hırka almadın, yıllar var ki güzel bir söz duymadın gece yarısı, saçlarını sevmedin yıllardır, ama olsun dedim. Televizyonun var, önünde yaşanacak yılların var, çocuklarının mürüvvetleri var dedim. Kahve taştı. 
Yanan mumlar ve abajurlardan yayılan yumuşak ışıklar mutsuzluğumu ve küskünlüğü artırdı. Yalan olduğunu düşündüm bu yumuşak ışıkların. Beni kandırdıklarını. Işıklarla sevinmenin mümkün olmadığını, ışıkların bir sevgi getiremeyeceğini.
Bir şehir böyle yaşardı, mutsuz ve inleyerek.
Reklam