Simgovsky

Ulusal kültürümüzün yitirilmesinden korkanlar, Batı ülkelerinin giysileri­ ne büründüğümüze kızarlar, ''Türklük elden gidiyor" diye kaygılanırlar. Oysa şapkadan önce giydiğimiz fesin II. Mahmut döneminde (1808-1839) bir çe­ şit giysi reformu olarak Osmanlı Ordusu'na sokulduğunu ve adının da, Fas'ta yapılan kırmızı çuhasından dolayı Fas sözcüğünden geldiğini unuturlar. Biz bugün pantolon giyiyoruz, ondan önce kaftan ve entari giyer­ dik, bilmezler ki daha önce Selçuklu döneminde ve anayurtlarında Türk­ ler pantolon giyerlerd i . Konya'da Karatay Medresesi'nde yer alan Çini Müzesi'ndeki Selçuklu tasvirlerine ya da onların birçok sanat kitapların­ daki fotoğraflarına göz atsalar, göreceklerdir. Pantolondan entariye geç­ tiğimizde Türklüğümüzü yitirmedik de bize yabancı olan, hatta soğuğa karşı koruyucu olmayan entariyi bırakıp ilk giysimizi, pantolonu yeniden giyince mi Türklük gitti?
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖

Simgovsky

, bir kitap okudu
7/10
·394 syf.·
Beğendi
·
33 günde okudu
·
2023 26. kitabı
Fyodor Dostoyevski
8.4/10 · 23,9bin okunma
“Bana, acı duymak ihtiyacıyla yarasını isteyerek deşiyormuş gibi geldi... İnsan yüreği büyük kayıplar karşısında çoğu zaman bu ihtiyacı duyar!”
“ Garip davranışlarıyla, bizlere cephe alarak gösterdiği güvensizlikle sanki yaralarını deşmek istiyordu. Deyim yerindeyse, acısını körüklemenin verdiği üzüntüden zevk alıyordu... Bu zevk bana da yabancı değildi. Kaderin baskısı altında ezilen daha niceleri uğradıkları haksızlığın üstüne üstüne gitmekten acı bir zevk duyarlar.”
Keşke imkân olsaydı da (ki insan tabiatı için bu asla mümkün değildir) herkes, hepimiz, benliğimizin en gizli köşelerini olduğu gibi açığa vurabilseydik; başkalarına, hatta en yakın dostlarımıza, sırası gelince kendimize bile itiraf etmekten çekindiğimiz ne varsa, hepsini korkmadan ortaya dökebilseydik, dünyayı saracak pis kokudan hepimiz boğulurduk. Parantez içinde söyleyeyim, toplumu düzenleyen yasalar, görgü kuralları bu bakımdan iyidir zaten. Derin bir fikir gizlidir bunlarda; ahlaki olduğu iddia edilemeyecek ama, koruyucu, bize rahatlık sağlayan bir fikir. Bu da azımsanmamalı, çünkü ahlak da rahatlıktan başka bir şey değildir, yani rahatımız için icat edilmiştir.