İnsanlar ne kral, ne asil, ne de zengin olarak doğdular. Hepimiz çıplak ve fakir olarak doğduk. Hepimiz, hayatın sefaletleri, ıstırap ve ihtiyaçları altında ezilmeye ve sonunda ölmeye mahkum insanlarız. Hiçbirimiz için değişmeyen sonuç işte budur.
Kendi değerini başkalarının ona verdiği değere göre biçen insan kendi hayatını başkalarının hükümleri üzerine bina etmiş olur ki, en ufak bir reddediliş binanın çökmesi için yeterlidir.
Şu dünyadan ne çabuk gelip geçiyoruz. Hayatın ilk dörtte biri, kullanılması bilinmeden; sonuncu dörtte biri de kullanma gücümüz tükendikten sonra geçiyor. Zaten yaşamasını bilmiyoruz ve yaşayamıyoruz. Hayatımızın bu iki ucu arasında sıkışıp kalan kısmı da uyku, iş, stres, korku ve türlü sıkıntılar içinde yok olup gidiyor. Hayat kısadır. Fakat bu kısalık, ömrün
az devam edişinden değil, ondan gereğince istifade edemememizden kaynaklanıyor.
Hayatı okumayı bilmeyen kitap okumayı bilemez, olaylardan ders çıkarmayı bilmeyen edindiği bilgileri kullanamaz. Çocuğun kitap okumasını teşvik ettiğimiz kadar edindiği bilgileri hayata geçirmesini de teşvik etmeliyiz.