"Eskiden keskin olan gözlerin şimdi görmesi gerekeni görmüyor. Kafan karışmış ama daha kötüsü yüreğin, Fangar, yüreğin artık eskisi gibi duru değil. Git ve bu ormana bir daha dönme."
Ölümün gözdelerinin varlığına rağmen adil olduğunu fakat yaşamın bencil ve insafsız olduğunu biliyordu.
Yaşam, haksızlık yapmaktan çekinmezken ölüm... Ölüm, dürüsttü.
Dokuz endişeliydi. Ya ayrı kaldıkları süre boyunca farklı anılar biriktirir de tekrar buluştuklarında aralarında aşılmaz bir duvar bulurlarsa?
Ya o duvarı yıkmayı akıllarından dahi geçirmeden, artık birer yetişkin oldukları için birbirlerinin farklılıklarını kabullenerek duvarın iki ayrı tarafında kalmayı seçerlerse? Oysa o duvarların beraberken de ortaya çıkabileceğini ve aradaki duvara rağmen aynı yolu yürümeye devam edebileceklerini henüz bilmediği için tüm bu gelip geçici endişelerin zamanla dağılacağından da habersizdi.
Kalbin biriktirdiklerini gözyaşlarından daha iyi ifade edebilen bir şey var mı şu hayatta? Biri veya bir şeyler için ağlamak, kalbin bir bölümünü dışa vurmak demek.