Kleist'ın hayatında bildiği en iyi dilek şudur: "Tanrı sana benimkinin yarısı kadar sevinçli ve anlatılması olanaksız neşeli bir ölüm bahşetsin: Senin adına düşünebileceğim en içten ve en samimi dilek budur."
Hayat onu hazır hale getirmişti, fazlasıyla hazırlamıştı onu; çiğnemiş, yoğurmuş, hüsrana uğratmış ve aşağılamıştı; ama şimdi o muazzam bir güçle tekrar ayağa kalkıyor ve kendi ölümünden son kahramanca tragedyasını biçimlendiriyordu.
Kleist'ın sarhoşluğunu onunla birlikte hissederek, bu kayıp kadın onun kendisini uçuruma çekmesine izin verdi. Şimdi artık onu son düşme anının yalnızlığından kurtaracak birini bulmuştu; sevilmeyenin sevilmeyenle geçireceğü muazzam bir gerdek gecesi böyle ortaya çıktı; o ölümcül hasta, çökmüş, çirkin kadının onunla birlikte ölümsüzlüğe gidişi böyle gerçekleşti.
Çünkü ideal olan her şey ya bilinçli bir rötuşla ya da fazla yüzeysel, fazla dar bir görüşle ortaya çıkar. Ama Kleist her zaman berrak görüşlüdür ve hiçbir şeyden küçük duygudan ettiği kadar nefret etmez.