Kadınlar zorla evlendirilip tek bir odada tutulurken, tek bir göreve mahkum edilirken oyun yazarı onları bütünlüklü, ilgi çekici, dürüst bir şekilde nasıl anlatacaktı ki? Tek olası tercüman aşktı. Şair tutkulu ya da kindar olmak zorunda bırakılmıştı, tabii "kadınlardan nefret etme" yolunu seçmediyse ki bu çoğunlukla kadınların onu çekici bulmadığı anlamına geliyordu.
Bu kesintili dil, bu tıknefes dil bir şeyden korktuğu anlamına gelebilir, belki kendisine "duygusal" denmesinden korkuyor, belkide kadınların yazılarının çiçek gibi bulunduğunu hatırlıyor, o yüzden araya bolca diken serpiştiriyor ama kendi gibi mi yoksa başka biri gibi mi davranıyor, bir sahneyi inceleyene kadar anlayamam.
Böylece, romanlar genelde panzehir değil de ağrı kesici olduklarından, insanı dağlayıp canlandırmak yerine içini geçirterek uyuklattığından iç çekerek elime kağıdı kalemi aldım
Dünya kadına, erkeğe dediği gibi, istersen yaz, benim için hiçbir önemi yok, demiyordu. Dünya kadına kahkahayı basarak, Yazmak mı? Sen yazsan ne olur ki? diyordu.