Hania Rani’yi dinlerken müzik bir eşlik değil, mekân hâline geliyor. Özellikle F Major, melodiden çok bir hâl duygusu yaratıyor; piyano notaları arasında boşluklar da en az sesler kadar konuşuyor. Parça, dramatik bir yükseliş peşinde değil; sabırla, neredeyse çekinerek ilerliyor. Bu yüzden kitap okurken dikkati dağıtmıyor, aksine metnin içine doğru bir derinlik açıyor. Rani’nin müziğinde modern klasik ile ambient arasındaki sınır silikleşiyor; zaman uzuyor, ritim yavaşlıyor. Onu bilenler için bu sessizlik bilinçli bir tercih, duygunun en sade hâli.
open.spotify.com/track/768QnTZVv...
Bu kitabı okurken hızlanmak değil, yavaşlamak gerektiğini hissettim. Sokaklar, kalabalıklar ve gündelik ayrıntılar arasından ilerlerken asıl anlatılanın insanın düşünceyle kurduğu ilişki olduğunu fark ediyorsunuz. Metin, doğruyla yanlışı yüksek sesle ilan etmiyor; okuru kendi vicdanıyla baş başa bırakıyor. Özellikle yargı, dışlama ve haklılık duygusu üzerine kurduğu sorular uzun süre zihnimde kaldı. Doğaya ve yaşama yaklaşımı ideolojik değil, etik bir yerden konuşuyor. Bazı cümlelerde durup kitabı kapattım; düşünmeye ihtiyaç duydum. Belleği taze tutan şeyin ezberler değil, farkındalık olduğunu hatırlatan bir okuma oldu benim için. Böyle bir metni yazdığı için Caner Almaz’a içtenlikle teşekkür ederim.
“Düşüncede zıt yerlerde olanlar kendilerini dışlanmış gibi hissederken, bir yanıyla da düşüncenin diğer tarafında yer aldıkları için kendileri gibi düşünmeyenleri dışlamış sayılmazlar mı?”