Simurg

Simurg
@Simurgbook
instagram.com/simurblog?igsh=... “Tanrım, affet beni; tek günahım kitaplar!”
Hamnet’i yaşamak…
Puan vermedi·293 syf.··
2026 8. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 01 Mayıs 2026 21:05
Hamnet’i Değerlendiriyorum Hamnet, tarihsel bir olayı anlatmaktan çok, tarihin bıraktığı boşluğu edebi bir malzemeye dönüştüren bir roman. Maggie O’Farrell, Shakespeare’i merkeze almak yerine bilinçli biçimde geri çekerek anlatıyı anne Agnes’in algısı üzerinden kuruyor; böylece yas, soyut bir tema olmaktan çıkıp bedensel ve gündelik bir deneyime dönüşüyor. Romanın en güçlü yanı, olay örgüsünden çok duyusal atmosferi öncelemesi: veba, ev içi sessizlik ve kırılgan aile ilişkileri sürekli bir gerilim hattı gibi ilerliyor. Hamnet’in ölümü tarihsel olarak yalnızca bir kayıt olsa da, romanda bu kayıt bir eksen değil, bir boşluk olarak işleniyor. Shakespeare ile kurulan ilişki de biyografik bir açıklamadan ziyade, yokluk ve mesafe üzerinden anlam kazanıyor. O’Farrell’in dili, özellikle iç monologlarda, klasik tarihsel kurguya göre daha şiirsel ve yoğun bir bilinç akışı hissi yaratıyor. Sonuç olarak Hamnet, tarihsel roman geleneğini bilgi aktaran bir form olmaktan çıkarıp, kaybın ve hatırlamanın edebi karşılığını araştıran bir metin. Okurda bıraktığı şey bir hikâye değil, eksiklik duygusunun kendisi.
HamnetMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20249,4bin okunma
Reklam
Bir nevi Araf’tayım!
Puan vermedi·
Beğendi
Bu kitap bir hikâye anlatmıyor; bir hâlin içine bırakıyor insanı. Ölüm ile yaşam arasındaki o belirsiz eşikte, insanların aslında ölümü değil, gerçeği kabullenemediğini gösteriyor. Parçalı anlatımıyla zihni zorlayan ama duyguyu derinleştiren bir metin. Okurken anlamak değil, hissetmek gerekiyor. Çünkü bu kitap okunduktan sonra hatırlanan şey olaylar değil, içte kalan bir ağırlık. İnkarın kelimelerle somutlaşmış hali… •İnsanlar başkasının iyiliğini değil, kendi yalnızlıklarını düşünür. •Bazen insanlar seni sevdiği için değil, seni kaybetmek istemediği için yanında tutar. Bende kalan 2 derin anlam… Okuyun da diyemem okumayın da… Deneyimleyebilirsiniz belki… Bardo!!!
AraftaGeorge Saunders · DeliDolu Yayınları · 2017570 okunma
9/10
·296 syf.··
2026 7. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 06 Mart 2026 21:25
İskenderiye’nin sıcak ve karmaşık sokaklarında dolaşan bir roman Justine. Lawrence Durrell bu kitapta klasik bir hikâye anlatmıyor; daha çok hatırlamanın, arzunun ve insanın kendi geçmişini yeniden kurma çabasının izini sürüyor. Okurken bazen bir aşk hikâyesinin içindeymiş gibi hissediyorsunuz, bazen de bir şehrin belleğinde dolaşıyormuşsunuz gibi. Durrell’in dili yoğun ve şiirsel; bu yüzden roman hızlı okunmuyor, aksine sayfalar arasında durup düşünmek istiyorsunuz. İskenderiye burada sadece bir mekân değil, karakterlerin tutkularını ve yalnızlıklarını büyüten yaşayan bir organizma gibi. Bence Justine, olaydan çok atmosfer ve düşünce okumayı sevenler için unutulmayacak bir roman. Okurken şunu fark ettim: bazı kitaplar hikâye anlatır, bazıları ise insanın hafızasında bir şehir kurar. Justine ikinci türden bir kitap.
JustineLawrence Durrell · Can Yayınları · 202273 okunma
Puan vermedi·472 syf.··
2026 5. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2026 09:16
Cennetin Kökleri’ni bitirdiğimde bende kalan duygu şu oldu: Bu roman “doğayı sevmek” gibi basit bir yerden başlamıyor; insanın kendini kurtarma çabasını doğaya yükleyerek büyüyor. Hikâyenin merkezindeki saplantı—korumak, direnmek, inatla “bir şeyi” ayakta tutmak—giderek ahlaki bir çağrıya dönüşüyor. Ben okurken, fil metaforu üzerinden anlatılan şeyin yalnızca bir türün yok oluşu olmadığını düşündüm: Roman, insanın kendi içindeki merhameti, anlam ihtiyacını ve suçluluk duygusunu da aynı yok oluş hattına bağlıyor. Bu yüzden metin bana “çevreci” bir roman olmaktan çok, insanın yıkıcılığına karşı vicdanın son sığınağını arayan bir roman gibi geldi. Gary’nin asıl başarısı, kahramanlık duygusunu parlatmadan; idealizmin hem yüce hem de tehlikeli tarafını göstermesi. Mücadele büyüdükçe, ben de şunu sorguladım: Bir şeyi korumaya çalışırken, onu gerçekten mi koruyoruz, yoksa kendi iç boşluğumuzu mu? Roman bu soruyu cevaplamıyor; okurun içine bırakıyor. Üstelik anlatının enerjisi, “iyi niyet”in romantikliğine yaslanmıyor—tam tersine, iyi niyetin bedelini, yalnızlığını ve bazen körlüğünü de açıkça hissettiriyor. Bu iki yönlülük (umut ve yıpranma), kitabı bende kalıcı yapan şey oldu: Kökleri cennete değil, insanın vicdanına uzanan; o vicdan sarsıldıkça daha da derinleşen bir metin.
Cennetin KökleriRomain Gary (Emile Ajar) · Sel Yayıncılık · 2024189 okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2026 4. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2026 09:10
Bu kitabı okurken, tek bir öğle vaktinin ne kadar yoğun ve yorucu olabileceğini hissettim. Sevgi Soysal, Yenişehir’de yolları kesişen insanların iç dünyalarını öyle sakin ama keskin bir dille anlatıyor ki, karakterlerin her biri bana gerçek birer insan gibi geldi. Roman boyunca büyük olaylar olmuyor belki ama küçük ayrıntılar, bakışlar, iç konuşmalar çok şey söylüyor. En çok da karakterlerin yalnızlığı ve sıkışmışlığına takıldım. Özellikle kadınların hayatla kurduğu ilişki, bastırılan duygular ve sessiz kabullenişler beni düşündürdü. Kitabı bitirdiğimde, sanki kalabalık bir caddeden geçmişim gibi hissettim: çok sesli, biraz yorgun ama tanıdık. Yenişehir’de Bir Öğle Vakti, kısa bir zaman diliminde büyük bir toplumsal fotoğraf sunan, etkisi uzun süren bir roman.
Yenişehir'de Bir Öğle VaktiSevgi Soysal · İletişim Yayınları · 20122,966 okunma
Reklam