Yitiksevdam

Yitiksevdam
@Sinan3065
İngiltere’ de büyük bir holdingin önünde bir kambur köşeye kurulmuş bir büfede döner satmaktadır . Holding in sahibide her sabah ve akşam gelip geçer iken kambura -“günaydın kambur , iyi akşamlar kambur , nasılsın kambur , işler nasıl kambur ? “ diye seslenirmiş . Seneler sonra bir sabah “ günaydın kambur “ der kambur döner bıçağını çekip İş adamını öldürür. Hiç bir avukat Kambur’un savunmasını yapmak istemez ve kabul etmez . Kambur’unda ağzını bıçak açmaz hapiste idam kararını bekler . Fransa’da olayı duyan bir avukat İngiltere’ye gelerek Kamburun savunmasını üstlenir......mahkeme heyeti toplanır .herkes ayağa kalkar söz savunmadadır. Fransız avukat ( şimdi hayal edin avukatı ellerini masaya yavaş yavaş vurarak ve tek tek kelimeleri seçerek) yargıça döner “saygı değer Yüksek İngiliz mahkemelerinin yargıçları size Yüksek Fransız saygı değer mahkemelerinin yüksek yargıçlarının sevgi ve saygılarını getirdim. Hakime döner “ yüksek İngiliz mahkemelerinin saygı değer hakimleri size yüksek Fransız mahkemelerinin sevgi ve saygılarını getirdim. Savcıya döner “ yüksek İngiliz mahkemelerinin saygı değer savcıları size yüksek Fransız Saygı değer mahkemelerinin savcılarının sevgi ve saygılarını getiriyorum “ jüriye döneeeeeer ve Hakim ser bir şekilde masaya vurarak “yeter be Adam savunmana geç “ der hiddetlenir . Avukat da “ aman efendim ben size ne dedim hakaret etmedim , küfür etmedim , siz neden hiddetlendiniz beni susturup bağırarak iki saniye daha dayanıp beklemediniz sevgi ve saygı getirdiğim halde ? Bakın müvekkilim senelerdir taşıdığı kambur iş adamı tarafından günün düzenli ve belirli saatlerinde hatırlatılarak ona daha da bir yük olmuştur günaydın kambur , nasılsın kambur , iyi günler kambur senelerdir buna katlanmıştır siz şurda iki dakika sevgi selama katlanamadınız
1000Kitap
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
BABALIK BÖYLE BİRŞEY..! Delikanlı 16 yaşında iken babası ile tartışmış ve evi terk etmişti. Buna çok öfkelenen baba, evde onun adı bile anılmayacak diye yasak koymuştu. Anne her gece evi terk eden oğlunun yatağına oturup yastığını koklayarak uyuyordu. “Oğlumu özledim, ne olur gidip arayalım, bulup getirelim” dese de, baba geri adım atmıyordu. Aradan iki yıl geçmişti. Oğlunun doğum günü o yıl Babalar günü ile aynı güne denk gelmişti. Annenin ağlamaklı halini görünce dayanamadı baba “Şu adrese git, oğlunu gör” dedi. Ve ekledi, “Adresi benim verdiğimi söyleme ama” Birkaç şey daha söyledi ama anne duymuyordu bile, aklında bir tek adres kalmıştı. Anne sevinçten uçuyordu. Hemen hazırlandı yola koyuldu. Büyük bir şehrin karşı yakasındaydı babanın verdiği adres. Gittiği adres bir tamirhaneydi. Oğlunu tulum içinde gördü. Bir süre ıslak gözlerle dükkanın karşısından izledi ve oğluna doğru yaklaşmaya başladı. İki yıl boyunca kendisini arayıp sormayan ailesini unutan delikanlı aniden annesini karşısında görünce önce şaşırdı, sonra koşup sarıldı annesine. Babası hariç herkesi soruyordu, “o nasıl, bu nasıl,” diyerek. Ve sonunda “O adam nasıl, hala aksi ve anlayışsız mı?” diye sordu annesine. Anne cevapsız bıraktı bu soruyu. “Hadi oğlum gel eve gidelim” dedi. “Hayır anne, ben böyle iyiyim. O adamla tekrar aynı evde yaşayamam” dedi ve dükkana doğru yürümeye başladı. Arkasından bir süre bakakalan anne hazırladığı pastayı oğluna vermek için seslendi. Delikanlı pastayı alırken annesine “Anne ne olur ısrar etme, gelmeyeceğim. Bir gün bile merak edip arayıp sormayan bir adamla aynı evde yaşayamam ben” dedi. Anne boynu bükük halde oğlunun yanından ayrılmaya hazırlanırken “Peki oğlum sen bilirsin. Anlaşılan çok kararlısın, gelmeyeceksin. Ama baban dedi ki; son bir aydır arkadaşlık ettiği
1000Kitap
“Kadın karar verene, erkek anlayana dek ömür bitiyor.”
1000Kitap
İMPARATOR NİNTOKU VE SARAY….! Rivayet Ederler Ki, Japonya'da 4. Yüzyılın Sonlarına Doğru Tahta Oturan İmparator Nintoku, Yüksek Bir Kuleye Çıkarak Yönettiği Ülkesine Bakar. Gökyüzüne Doğru Yükselen Tek Bir Duman Bile Göremeyince, Halkının Yoksul Düştüğünü ve Bu Yüzden Kimsenin Evinde Pirinç Bile Pişiremediğini Anlar… Bu Duruma Üzülen Nintoku Hemen Bir Fermanla Halkının Üç Yıl Boyunca Sadece Kendileri İçin Çalışmasını Emreder. Sarayda Hizmetinde Çalışanları Bile Evlerine Gönderir...Sadece Kendileri İçin Çalışan Halk, Üç Yılın Sonunda Bolluğa Kavuşur ve Yüzü Güler. Toplum Mutludur.. Nintoku Kuleye Çıkar, Ülkenin Her Yerinde Ocakların Tütmekte Olduğunu Yükselen Dumanlardan Anlar. Sevinç İçinde Yanındaki Eşine Bakarak ; - "Artık Zenginiz" Der... İmparatoriçe İse Üç Yıl Boyunca Bakımsızlıktan Dolayı Her Yeri Eskiyen, Çatısı Akan, Çiçekleri Solan ve Hiçbir Hizmetlisi Olmayan Sarayı Göstererek ; - "Sen Bu Halimize Zenginlik Mi Diyorsun..?" Der... Eşinin Bu Sorusuna Nintoku'nun Verdiği Şu Yanıt, Bugün Yüzyıllar Sonra Bile Hala Japonlar'ın Aklından Çıkmaz ; - "Bilmelisin Ki, Halkın Fakirliği Bizim Fakirliğimiz, Zenginliği De Bizim Zenginliğimizdir..."
1000Kitap
Ahmet'in kalbi doğuştan deliktir. Doktorlar azami 10 yıl ömür biçmiştir daha iki aylıkken. İlahi kudret bu 14 yaşına gelir Ahmet. Zor günler başlar. Tesadüfen Cerrahpaşa'da ki bir muayenede, sempozyum için gelen Amerikalı bir doktor Ahmet'i muayene eder ve ABD de yapılacak bir ameliyatla başarı yüzdesinin çok yüksek olduğunu söyler. Yol, ameliyat ve bakım masrafları dahil 20 bin lira ücret söyler ve gider doktor. Umut umuttur. Eşi Ziya Keskiner'le birlikte harıl harıl turne düzenlerler, eşe dosta, sanat dünyasını haberdar ederler. İlk bir ay kocaman sıfır vardır ortada. Devlet Tiyatroları devreye girer. Bir haftada, sanatçılardan imece usulü 10 bin lira toplanır. Kalan 10 bin lirayı Devlet Tiyatroları kendi yıllık ödeneğinden temin eder. Adile ve Ziya Keskiner turnedeyken Ahmet apar topar ABD'ye gönderilir. Evlatlarına veda bile edemezler. Ahmet, hemen ameliyat edilir. Sonuç olumludur. Ancak, beş gün sonra ani bir krizle Ahmet vefat eder. Vefatından 10 dakika evvel, tercüman vasıtasıyla Adile hanım, oğlunun iyi haberini almıştır. Ama ecel bu... İşte budur yüzü hep gülen, ama kalbi kan ağlayan sanatçının... Yıkılan bir annenin kısa öyküsü... Kuzucuklarım lafı ağzından hiç düşmez... Çünkü Ahmet'e hep KUZUM demiştir Adile Naşit...
1000Kitap