Ayşe’ciğim, bak benim de kollarım hâlâ sağlam, her azam parçalanıncaya kadar İzmir için dövüşeceğime yemin ettim. Gözündeki kanlı yaşları sil. İstersen İhsan’ı sev. O zavallı seni çok severdi. İki sene sırtında Ateşten Gömlek taşıdı. Nihayet İzmir’e senin kollarının arasına düştü. Bir tek insana bu kadar saadet yetmez mi? Benim arkamdan bu Ateş Gömlek hiç çıkmayacak, öldükten sonra da, ebediyen taşıyacağım. Fakat ben onu, o ateşi, o ıstırabı seviyorum Ayşe. Senin, sizin ayak ucunuzda bana el kadar yer verin, oracıkta sizi beklerim. Tek sana lâyık olayım Ayşe, istersen İhsan’m ayağının altına yatayım. O senin sahibin değil mi? Ayşe, dünya kuruldu kurulalı böyle azap olmamıştır.
Hani Andersen’in masalında bir oyuncak teneke asker vardır. Masanın üstündeki oyuncak kıza âşık olur. Bacağı yoktur, fakat tavrı pek asker ve kendisi mert bir oyuncaktır. Bir gün hizmetçi kız onu kaza ile sobaya atıyor. Çıkardıkları vakit teneke vücudunu küçük kalp şeklinde buluyorlar. İhsan’ı ona benzetiyorum.
Yalnız İzmir’i almak yetmez. Memleketi temizlemek lâzım. Anadolu ordusu İzmir’den sonra öyle bir harp açacak ki... Köhne şeyleri, karanlık şeyleri, halkı sefil ve esir eden şeyleri hep temizleyecek ve yıkacak... Hemşire Ayşe ile biz bunları daima konuşurduk. O bana İzmir’in ne mamur, ne mesut olduğunu hep anlattı. Biz Yunan’ı çıkardıktan sonra biz, evet ordu, Anadolu’yu baştan başa mamur ve mesut edeceğiz. Artık İstanbul’a hiç dönmeyeceğiz.
— Dayanamazsın İhsan.
— Bak görürsün; seninle gider İzmir’de bir çiftlik yaparız, olmaz mı?